Bu düşünceyi ve bu insani duyguyu, tüm samimiyetimle sizlerle paylaşmak isterim.
Ne yazık ki tüm önemli ve insani duygularımızı maalesef unuttuk. Akrabalık, dostluk ve hatta vefayı ne acı ki bir kenara bıraktık. Unutulduk, unuttuk. Hâlbuki mensup olduğumuz dinimiz ve milletimizin yaşantısında, hamurunda bu olumsuzlukların olmadığını hatırlatmak isterim.
Öyle zaman zaman feryat ediyoruz ki, son yıllarda en iyi dostlarımız psikologlar ile yalnızlık olduğunu, acı da olsa kabul etmek zorunda kalıyoruz. Ne oldu bizlere, nasıl oldu da bu duruma geldik?
Evet, ekonomi ve toplumun geçim sıkıntısı ile komşularımızdaki savaş tamtamları toplumumuzun ruh halini bozuyor. Ancak burada birlik, beraberlik ve kardeşçe yaşamanın sihrini yakalamak birinci ve asli görevimiz olmalı.
Burada huzur içinde yaşamak için hepimize insani görev düşüyor. Birlik, beraberlik ve mutlu bir şekilde yaşamanın faturası çok da ağır değil. Yeter ki para, pul ve mevki bizleri bozmasın. Sizin, benim mevkilerimiz bize aittir. Rabbimin lütfundan dolayı kibirli olmak, kendi vatandaşına tepeden bakmak çok büyük günahtır. Onun için verilene, verene şükür en büyük düşüncemiz olsun.
Hepimizin bildiği ve yaşadığı ölüm denen hayatın sonu var. Bu duygularla hareket ettiğimizde her şeyin geçici olduğunu görürüz. İşte bu duygularla hareket edildiğinde hem sevap kazanırız hem de insanlığımızı koruruz.
Bir düşünelim; atalarımız bu yüce devleti bize canları pahasına bıraktılar. O kötü ve kara günlerde hep yan yana ve omuz omuza savaşıp bu cennet vatanı bizlere emanet ettiler.
Evet, mal mülk elbette kazanana aittir. Ama gücü yettiği kadar herkes birlikte yaşamanın şartlarını yerine getirmeyi görev kabul etmelidir. Yoksa hayat hepimize zindan olur.
Bir de geleceğe bırakacağımız en büyük miras: kardeşlik ve birlik beraberliktir. Onlara bırakacağımız en büyük miras da bu insani davranışlar olmalıdır. Yoksa kendi elimizle geleceğe hüzün ve açgözlülük bırakırız. O zaman bizden sonra gelenlere büyük haksızlık olur. Bunu da hiç merhamet ve vicdan sahibi kabul etmez.
Hep aklımızın bir kenarında olsun: “BUGÜN KONUŞTUĞUMUZ SÖZLER YARININ TARİHİDİR, O YÜZDEN DİLİMİZDEN ÖNCE VİCDANIMIZI TARTALIM.”
İşte yaşam çok zordur ama kolay olsa imtihan olmaz. Çünkü bu dünya bir imtihan sahasıdır.
Yunus Emre’nin bu yaşama dair çok güzel bir tavsiyesi var: “EDEBİM EL VERMEZ EDEPSİZLİK EDENE, SUSMAK EN GÜZEL CEVAPTIR, EDEBİ ELDEN GİDENE.”
Son olarak şunu hatırlatırım: Merhamet ve edebi yaşantımıza alalım. O zaman kalp kırma ile hak yeme yaşantımızdan çıkar.
Bu duygularla tüm vatandaşlarıma sağlık, mutluluk ve bereketli günler dilerim.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MÜSLÜM KILINÇ
MERHAMET EN BÜYÜK FAZİLETTİR!
Bu düşünceyi ve bu insani duyguyu, tüm samimiyetimle sizlerle paylaşmak isterim.
Ne yazık ki tüm önemli ve insani duygularımızı maalesef unuttuk. Akrabalık, dostluk ve hatta vefayı ne acı ki bir kenara bıraktık. Unutulduk, unuttuk. Hâlbuki mensup olduğumuz dinimiz ve milletimizin yaşantısında, hamurunda bu olumsuzlukların olmadığını hatırlatmak isterim.
Öyle zaman zaman feryat ediyoruz ki, son yıllarda en iyi dostlarımız psikologlar ile yalnızlık olduğunu, acı da olsa kabul etmek zorunda kalıyoruz. Ne oldu bizlere, nasıl oldu da bu duruma geldik?
Evet, ekonomi ve toplumun geçim sıkıntısı ile komşularımızdaki savaş tamtamları toplumumuzun ruh halini bozuyor. Ancak burada birlik, beraberlik ve kardeşçe yaşamanın sihrini yakalamak birinci ve asli görevimiz olmalı.
Burada huzur içinde yaşamak için hepimize insani görev düşüyor. Birlik, beraberlik ve mutlu bir şekilde yaşamanın faturası çok da ağır değil. Yeter ki para, pul ve mevki bizleri bozmasın. Sizin, benim mevkilerimiz bize aittir. Rabbimin lütfundan dolayı kibirli olmak, kendi vatandaşına tepeden bakmak çok büyük günahtır. Onun için verilene, verene şükür en büyük düşüncemiz olsun.
Hepimizin bildiği ve yaşadığı ölüm denen hayatın sonu var. Bu duygularla hareket ettiğimizde her şeyin geçici olduğunu görürüz. İşte bu duygularla hareket edildiğinde hem sevap kazanırız hem de insanlığımızı koruruz.
Bir düşünelim; atalarımız bu yüce devleti bize canları pahasına bıraktılar. O kötü ve kara günlerde hep yan yana ve omuz omuza savaşıp bu cennet vatanı bizlere emanet ettiler.
Evet, mal mülk elbette kazanana aittir. Ama gücü yettiği kadar herkes birlikte yaşamanın şartlarını yerine getirmeyi görev kabul etmelidir. Yoksa hayat hepimize zindan olur.
Bir de geleceğe bırakacağımız en büyük miras: kardeşlik ve birlik beraberliktir. Onlara bırakacağımız en büyük miras da bu insani davranışlar olmalıdır. Yoksa kendi elimizle geleceğe hüzün ve açgözlülük bırakırız. O zaman bizden sonra gelenlere büyük haksızlık olur. Bunu da hiç merhamet ve vicdan sahibi kabul etmez.
Hep aklımızın bir kenarında olsun:
“BUGÜN KONUŞTUĞUMUZ SÖZLER YARININ TARİHİDİR, O YÜZDEN DİLİMİZDEN ÖNCE VİCDANIMIZI TARTALIM.”
İşte yaşam çok zordur ama kolay olsa imtihan olmaz. Çünkü bu dünya bir imtihan sahasıdır.
Yunus Emre’nin bu yaşama dair çok güzel bir tavsiyesi var:
“EDEBİM EL VERMEZ EDEPSİZLİK EDENE, SUSMAK EN GÜZEL CEVAPTIR, EDEBİ ELDEN GİDENE.”
Son olarak şunu hatırlatırım: Merhamet ve edebi yaşantımıza alalım. O zaman kalp kırma ile hak yeme yaşantımızdan çıkar.
Bu duygularla tüm vatandaşlarıma sağlık, mutluluk ve bereketli günler dilerim.