İlkokul beşinci sınıfa kadar siyah önlük, beyaz yaka giyerdik. Okulda ciddi bir disiplin vardı. Öğretmenimizden korkardık; hatta zaman zaman öğretmenimizden babamızdan daha fazla çekinirdik.
Yaramazlık yaptığımızda öğretmenimiz bizi uyarır, gerektiğinde cezalandırırdı. Veliler de öğretmenin otoritesinin arkasında dururdu. Babalarımız öğretmene, “Eti senin, kemiği benim” derdi. Çünkü o yıllarda öğretmene güven vardı, öğretmenin de öğrencisi üzerinde ciddi bir otoritesi bulunuyordu.
Ortaokul ve lise yıllarında da öğrencinin öğrenci olduğu belli olurdu. Erkek öğrenciler lacivert ceket, mavi gömlek, gri kumaş pantolon ve lacivert kravat giyerdi. Kız öğrenciler ise bordo ceket, beyaz gömlek ve diz altı etek giyerdi. Kıyafetler bile okulun ve öğrenciliğin bir ciddiyeti olduğunu gösterirdi.
Elbette zaman değişti, eğitim anlayışı da değişti. Ancak değişmemesi gereken bazı temel değerler var: Saygı, disiplin, sorumluluk ve öğretmenin otoritesi.
Öğrenci, okulda öğrenci olduğunu bilmeli. Öğretmen ise sınıfta düzeni sağlayabilecek, öğrencisine rehberlik edebilecek ve gerektiğinde sınır koyabilecek yetkiye sahip olmalı.
Burada önemli olan öğretmenin öğrencisine şiddet uygulaması değildir. Aksine, eğitimde şiddetin yeri olmamalıdır. Ancak öğretmenin elinin kolunun bağlandığı, öğrencinin her davranışına karşı öğretmenin çaresiz kaldığı bir eğitim sistemi de sağlıklı değildir.
Öğretmene saygıyı yeniden kazandırmalıyız. Velinin öğretmenle karşı karşıya geldiği değil, öğretmenle aynı hedefte buluştuğu bir anlayış oluşturmalıyız.
Çünkü okuyan öğrenciyi okutmak, çalışkan öğrencinin önünü açmak ve eğitim ortamında disiplini sağlamak hepimizin görevidir.
Unutmayalım:
Disiplinin olmadığı yerde eğitim, eğitimin olmadığı yerde de güçlü bir gelecek olmaz.
Öğretmenlerimize güvenelim, onlara gerekli yetkiyi verelim. Öğrencilerimize de hem haklarını hem sorumluluklarını öğretelim.
Çünkü geleceğimizi yetiştiren öğretmenlerimizin sınıfta sözü güçlü olmalıdır.
Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İbrahim Halil Şimşek
OKULLARDA ÖĞRETMENLER ÇOK YETKİLİ OLMALI
Yazan Kalem
Ben okula nasıl giderdim, hatırlıyorum…
İlkokul beşinci sınıfa kadar siyah önlük, beyaz yaka giyerdik. Okulda ciddi bir disiplin vardı. Öğretmenimizden korkardık; hatta zaman zaman öğretmenimizden babamızdan daha fazla çekinirdik.
Yaramazlık yaptığımızda öğretmenimiz bizi uyarır, gerektiğinde cezalandırırdı. Veliler de öğretmenin otoritesinin arkasında dururdu. Babalarımız öğretmene, “Eti senin, kemiği benim” derdi. Çünkü o yıllarda öğretmene güven vardı, öğretmenin de öğrencisi üzerinde ciddi bir otoritesi bulunuyordu.
Ortaokul ve lise yıllarında da öğrencinin öğrenci olduğu belli olurdu. Erkek öğrenciler lacivert ceket, mavi gömlek, gri kumaş pantolon ve lacivert kravat giyerdi. Kız öğrenciler ise bordo ceket, beyaz gömlek ve diz altı etek giyerdi. Kıyafetler bile okulun ve öğrenciliğin bir ciddiyeti olduğunu gösterirdi.
Elbette zaman değişti, eğitim anlayışı da değişti. Ancak değişmemesi gereken bazı temel değerler var: Saygı, disiplin, sorumluluk ve öğretmenin otoritesi.
Öğrenci, okulda öğrenci olduğunu bilmeli. Öğretmen ise sınıfta düzeni sağlayabilecek, öğrencisine rehberlik edebilecek ve gerektiğinde sınır koyabilecek yetkiye sahip olmalı.
Burada önemli olan öğretmenin öğrencisine şiddet uygulaması değildir. Aksine, eğitimde şiddetin yeri olmamalıdır. Ancak öğretmenin elinin kolunun bağlandığı, öğrencinin her davranışına karşı öğretmenin çaresiz kaldığı bir eğitim sistemi de sağlıklı değildir.
Öğretmene saygıyı yeniden kazandırmalıyız. Velinin öğretmenle karşı karşıya geldiği değil, öğretmenle aynı hedefte buluştuğu bir anlayış oluşturmalıyız.
Çünkü okuyan öğrenciyi okutmak, çalışkan öğrencinin önünü açmak ve eğitim ortamında disiplini sağlamak hepimizin görevidir.
Unutmayalım:
Disiplinin olmadığı yerde eğitim, eğitimin olmadığı yerde de güçlü bir gelecek olmaz.
Öğretmenlerimize güvenelim, onlara gerekli yetkiyi verelim. Öğrencilerimize de hem haklarını hem sorumluluklarını öğretelim.
Çünkü geleceğimizi yetiştiren öğretmenlerimizin sınıfta sözü güçlü olmalıdır.
Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle