Herkese merhaba; Çevremde sürekli duyduğum bir tabir var, insanlar konuşurken arada bu tabirden bahsediyorlar.Tavşan boku gibi...
Altı dolu bir tabir çünkü; hayatın temel bir yasası vardır: Etki eden, karşılığında bir tepki alır. Ancak bazı varlıklar vardır ki, ne bir iz bırakırlar ne de bir tepki uyandırırlar. Halkımız bu durumu, kaba ama sarsıcı bir tabirle özetliyor: 'Tavşan boku gibi olmak.' Ne kokan, ne bulaşan; varlığı bir boşluğu doldurmayan, yokluğu ise hiçbir eksiklik yaratmayan o steril etkisizlik... Peki, bir insan nasıl olur da koca bir ömrü hiçbir denklemde yer almadan, sadece bir istatistik olarak tamamlamayı seçer? Düşündürücü ಠ︵ಠ Çoğu insan "tavşan boku" olmayı bir meziyet sanır çünkü kimsenin canını yakmamış, kimseyle takışmamıştır.
İnsanlar başkalarına zarar vermemeyi büyük bir erdem sanarak kendi pasifliğini kutsar. 'Kimseye bir kötülüğüm yok' diyerek vicdanlarını sterilize ederler. Oysa hayat, sadece kötülük yapmayarak kazanılan bir sınav değildir. Tavşan boku da zararsızdır; ama tarlaya dökseniz toprağı beslemez, yola çıksanız tekeri durdurmazsınız. Bir insanın sadece zararsız olması, onun dünyadaki varlığını meşrulaştırmaya yetmez. Çünkü gerçek iyilik, pasif bir geri çekilme değil, aktif bir fayda üretme halidir.
Ancak bu etkisizlik sarmalından çıkmak için devrim niteliğinde eylemlere gerek yoktur. İnsan, sadece büyük projelerle veya dünyayı kurtararak faydalı olmaz. Bazen birine uzatılan samimi bir el, bazen birinin karanlığına tutulan küçük bir kibrit çöpü, sizi o "etkisiz eleman" sıfatından söküp alır. Pragmatizmin en zarif tarafı buradadır: Küçük bir fayda, sadece alanı değil, vereni de iyileştirir.
Tavşan boku gibi kokusuz ve bulaşmayan bir yaşam sürmek yerine, bir tohumun can suyu olmayı seçtiğinizde evrenin ritmi değişir. Birine faydalı olduğunuz o an, biyolojik olarak beyninizde mutluluk hormonları dans etmeye başlar, ruhsal olarak ise "buradayım ve bir anlamım var" demenin huzuru kaplar içinizi. İnsan insana sadece yük değil, aslında en büyük şifadır. Bir başkasının yükünü hafiflettiğinizde, kendi omuzlarınızın da dikleştiğini fark edersiniz.
Şimdi ayağa kalkın ve hayatın içine bulaşın; çünkü sizin renginiz, birinin hayatındaki en büyük eksiklik olabilir.
"Tarih, sadece orada duranları değil, bir yaraya parmak basanları yazar. Tavşan boku gibi kokusuzca kuruyup gitme; hayatın içine karış, iz bırak, faydalı ol. Çünkü sen yoksan, bir şeyler hep eksik kalacak."
Yaşarken bu hayatta birilerine şifa olmak,iyi olmak, birinin kurdu değil, yurdu olmak...
İşe yaramaya bakalım (•‿•) Sevgiyle kalın...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Esma Kalkan
VARLIK MI, İZ Mİ ?(TAVŞAN BOKU GİBİ)
Herkese merhaba; Çevremde sürekli duyduğum bir tabir var, insanlar konuşurken arada bu tabirden bahsediyorlar.Tavşan boku gibi...
Altı dolu bir tabir çünkü; hayatın temel bir yasası vardır: Etki eden, karşılığında bir tepki alır. Ancak bazı varlıklar vardır ki, ne bir iz bırakırlar ne de bir tepki uyandırırlar. Halkımız bu durumu, kaba ama sarsıcı bir tabirle özetliyor: 'Tavşan boku gibi olmak.' Ne kokan, ne bulaşan; varlığı bir boşluğu doldurmayan, yokluğu ise hiçbir eksiklik yaratmayan o steril etkisizlik... Peki, bir insan nasıl olur da koca bir ömrü hiçbir denklemde yer almadan, sadece bir istatistik olarak tamamlamayı seçer? Düşündürücü ಠ︵ಠ Çoğu insan "tavşan boku" olmayı bir meziyet sanır çünkü kimsenin canını yakmamış, kimseyle takışmamıştır.
İnsanlar başkalarına zarar vermemeyi büyük bir erdem sanarak kendi pasifliğini kutsar. 'Kimseye bir kötülüğüm yok' diyerek vicdanlarını sterilize ederler. Oysa hayat, sadece kötülük yapmayarak kazanılan bir sınav değildir. Tavşan boku da zararsızdır; ama tarlaya dökseniz toprağı beslemez, yola çıksanız tekeri durdurmazsınız. Bir insanın sadece zararsız olması, onun dünyadaki varlığını meşrulaştırmaya yetmez. Çünkü gerçek iyilik, pasif bir geri çekilme değil, aktif bir fayda üretme halidir.
Ancak bu etkisizlik sarmalından çıkmak için devrim niteliğinde eylemlere gerek yoktur. İnsan, sadece büyük projelerle veya dünyayı kurtararak faydalı olmaz. Bazen birine uzatılan samimi bir el, bazen birinin karanlığına tutulan küçük bir kibrit çöpü, sizi o "etkisiz eleman" sıfatından söküp alır. Pragmatizmin en zarif tarafı buradadır: Küçük bir fayda, sadece alanı değil, vereni de iyileştirir.
Tavşan boku gibi kokusuz ve bulaşmayan bir yaşam sürmek yerine, bir tohumun can suyu olmayı seçtiğinizde evrenin ritmi değişir. Birine faydalı olduğunuz o an, biyolojik olarak beyninizde mutluluk hormonları dans etmeye başlar, ruhsal olarak ise "buradayım ve bir anlamım var" demenin huzuru kaplar içinizi. İnsan insana sadece yük değil, aslında en büyük şifadır. Bir başkasının yükünü hafiflettiğinizde, kendi omuzlarınızın da dikleştiğini fark edersiniz.
Şimdi ayağa kalkın ve hayatın içine bulaşın; çünkü sizin renginiz, birinin hayatındaki en büyük eksiklik olabilir.
"Tarih, sadece orada duranları değil, bir yaraya parmak basanları yazar. Tavşan boku gibi kokusuzca kuruyup gitme; hayatın içine karış, iz bırak, faydalı ol. Çünkü sen yoksan, bir şeyler hep eksik kalacak."
Yaşarken bu hayatta birilerine şifa olmak,iyi olmak, birinin kurdu değil, yurdu olmak...
İşe yaramaya bakalım (•‿•) Sevgiyle kalın...