Uzun zamandır zihnimde dolanan, üzerine defalarca düşünceler karaladığım bu yazıyı nihayet tamamlamak bugün nasip oldu. Mesele, hayatın her alanında ihtiyaç duyduğumuz ama bazen dile getirmekte zorlandığımız bir kavram: İyi niyet."
İyi Niyet: İki Ucu Keskin Bir Zarafet
Yaşama hangi pencereden baktığımız, gördüğümüz manzarayı belirler. İyi niyet, o pencereyi puslu camlardan arındıran en berrak ışıktır. Bir insanın olaylara önyargısız yaklaşması, bir başkasının başarısına yürekten sevinebilmesi ve muhatabına ilk adımda güven sunabilmesi, ruhtaki olgunluğun nişanesidir.
Ancak dünyada her erdem gibi iyi niyet de doğru bir denge ve sağlam sınırlarla muhafaza edilmek zorundadır. Sınırları çizilmemiş bir iyi niyet, zamanla kişinin kendi hayatından çalan bir özveriye dönüşür. Her "evet", kendi ihtiyaçlarımıza verdiğimiz gizli bir "hayır" haline geldiğinde, iyilik yapmak bir erdem olmaktan çıkıp bir yük yüklenmeye başlar. Herkesi kendisi gibi berrak zanneden saf bir niyet, ne yazık ki hayatın gerçekleriyle karşılaştığında derin kırgınlıklar üretir.
Buradaki kritik nokta, iyi niyetten vazgeçmek değil; ona idrak ve özsaygı katmaktır. Niyetin temizliğini, aklın süzgecinden ve sınırların koruyuculuğundan geçirmek gerekir. İyi niyet bir zayıflık veya naiflik değil, bilinçli bir tercihtir; yeter ki bu tercih başkalarını mutlu ederken kendimizi unutmamıza yol açmasın.
Sonuç olarak; iyi niyet kalbin pusulasıdır. Fakat o pusulanın bizi doğru karaya çıkarabilmesi için, haritayı çizen aklın ve durmamız gereken yeri gösteren sınırların varlığı şarttır. Ne niyetimizden vazgeçmeli ne de kendimizden eksiltmeliyiz
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Esma Kalkan
İYİLİĞİN HASSAS TERAZİSİ ( İYİ NİYET )
Uzun zamandır zihnimde dolanan, üzerine defalarca düşünceler karaladığım bu yazıyı nihayet tamamlamak bugün nasip oldu. Mesele, hayatın her alanında ihtiyaç duyduğumuz ama bazen dile getirmekte zorlandığımız bir kavram: İyi niyet."
İyi Niyet: İki Ucu Keskin Bir Zarafet
Yaşama hangi pencereden baktığımız, gördüğümüz manzarayı belirler. İyi niyet, o pencereyi puslu camlardan arındıran en berrak ışıktır. Bir insanın olaylara önyargısız yaklaşması, bir başkasının başarısına yürekten sevinebilmesi ve muhatabına ilk adımda güven sunabilmesi, ruhtaki olgunluğun nişanesidir.
Ancak dünyada her erdem gibi iyi niyet de doğru bir denge ve sağlam sınırlarla muhafaza edilmek zorundadır. Sınırları çizilmemiş bir iyi niyet, zamanla kişinin kendi hayatından çalan bir özveriye dönüşür. Her "evet", kendi ihtiyaçlarımıza verdiğimiz gizli bir "hayır" haline geldiğinde, iyilik yapmak bir erdem olmaktan çıkıp bir yük yüklenmeye başlar. Herkesi kendisi gibi berrak zanneden saf bir niyet, ne yazık ki hayatın gerçekleriyle karşılaştığında derin kırgınlıklar üretir.
Buradaki kritik nokta, iyi niyetten vazgeçmek değil; ona idrak ve özsaygı katmaktır. Niyetin temizliğini, aklın süzgecinden ve sınırların koruyuculuğundan geçirmek gerekir. İyi niyet bir zayıflık veya naiflik değil, bilinçli bir tercihtir; yeter ki bu tercih başkalarını mutlu ederken kendimizi unutmamıza yol açmasın.
Sonuç olarak; iyi niyet kalbin pusulasıdır. Fakat o pusulanın bizi doğru karaya çıkarabilmesi için, haritayı çizen aklın ve durmamız gereken yeri gösteren sınırların varlığı şarttır. Ne niyetimizden vazgeçmeli ne de kendimizden eksiltmeliyiz