Bir ferdî mutluluk var; bir toplumsal mutluluk var. İnsanlar yalnız yaşamak için değil, bir toplumsal hayatı yaşamak üzere yaratıldılar. Dünyadaki milletler şu anda birbiriyle savaş halinde. İnsanlar birbirlerini öldürüyorlar. İnsanlar birbirlerine zulmediyorlar. İnsanlar birbirlerinin mutsuzluğuna sebebiyet veriyorlar.
Hâlbuki Allahû Tealâ’nın istediği şey, insanların sulh ve sükûn içinde yaşamalarıdır. İnsanlar, Allah’ın kendilerine verdiği aklı ve iradeyi kullanarak birbirlerine huzur vermek yerine, birbirlerinin huzurunu bozuyorlar. Bunun arkasında dinin ve ahlâkın unutulması, sevginin yerini nefretin alması var.
İnsanlar birbirlerini sevmeyi öğrenmelidir. Çünkü sevgi, toplumsal mutluluğun temelidir. Bir insanın mutlu olması, çevresindeki insanların da mutlu olmasına bağlıdır. İnsanlar birbirlerine karşı kin ve nefret besledikleri zaman, bundan yalnızca karşılarındaki kişi değil, kendileri de zarar görürler.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Birbirinize haset etmeyiniz, birbirinize buğzetmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz!”
Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V), aramızda sevgiyi yaymamızı ve selâmı yaygınlaştırmamızı tavsiye ediyor. Birbirimizi sevmedikçe îmân etmiş olamayacağımızı bildiriyor. Çünkü insanlar arasında sevgi ve kardeşlik bağları kuvvetlendikçe toplumsal hayat da huzura kavuşur.
İnsanların Allah’a karşı sevgilerini yitirmeleri, insanlar arasındaki sevgi ilişkilerini de olumsuz etkilemektedir. Bütün insanlar için sevgi asıldır. Öyleyse biz de mutlu olmak istiyorsak, Allah da bizim mutlu olmamızı istiyorsa O’nun reçetesini, mutluluk reçetesini en güzel tatbik sahasına koymalıyız hayatımızda.
Öyleyse insanın kendisine sorması gereken soru şudur: Ben çevremdeki insanların mutluluğu için ne yapıyorum? Bir başkasının hatası karşısında hemen öfkeleniyor, kin besliyor ve ona karşı tavır alıyorsam sulh ve sükûna nasıl katkıda bulunabilirim?
İnsanların baş düşmanı iblis, türlü tuzaklar kuruyor. Herkes kendi dışındaki insanların değişmesini istiyor. Bütün şikâyet edenlerin şikâyetinin arkasında “o değişsin, benim istediğim gibi olsun” düşüncesi var. “O değişsin, ben sonra değişirim.” Allahû Tealâ ise “sen değiş, Ben onları değiştiririm.” diyor. Kendisini değiştirmek isteyen kişinin görevi, herkesi sevmek, başkalarından yana olmak.
İnsanın kendisini değiştirmesinin başlangıcı, Allah’a ulaşmayı dilemesidir. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi için nefs tezkiyesi süreci başlar. Nefs tezkiyesiyle nefsin afetleri azalırken ruhun hasletleri ortaya çıkar. Kin, nefret, öfke ve haset gibi afetlerin yerini sevgi, hoşgörü ve kardeşlik alır. Böylece insan, başkalarına karşı daha güzel davranışlarda bulunmayı ve onların mutluluğu için yaşamayı öğrenir.
Bunun için yaşadığımız olaylarda önce kendimize bakmalıyız. Kendimize dönmek, iç dünyamızı kontrol altına almak ve başkalarına karşı hangi yanlışları yapabileceğimizi tespit etmek durumundayız. Siz onlara dost olmalısınız. Herkesi dost olarak kabul ettiğinizde ortada problem kalmıyor.
Eğer bir başkası bize kötü davranmışsa aynı kötülüğü bizim de ona yapmamız doğru değildir. Nefsimiz ve şeytan, bize aynı şekilde karşılık vermemiz için gayret sarf edeceklerdir. Oysa bizim yapmamız gereken, düşmanımız olan şeytandan dostumuz olan Allah’a sığınmaktır.
Eşleriyle tartışan, aile fertleriyle problemler yaşayan, geçimsizlikleri olan kardeşlerime diyorum ki; size hakaret etmeye başlanıldığında onlara cevap vermeyin, zikre başlayın; Allah deyin, Allah deyin, Allah deyin.
Yani “ben haklıyım sen haksızsın” şeklinde bir savunmaya girmek yerine o kavga esnasında siz Allah ile bile olun. O bir durulacak, bitecek, ondan sonra da gidin ona deyin ki; “Ben seni çok seviyorum, senin için ne yapabilirim?” deyin. Bunu söylediğinizde mutlulukları siz yaşayacaksınız.
Toplumsal mutluluk, insanların birbirlerine karşı davranışlarıyla yakından ilişkilidir. Herkes yalnızca kendi mutluluğunu düşünürse ortak bir mutluluğun yaşanması mümkün değildir. İnsanlar birbirlerinin mutluluğuna katkıda bulunmalı, birbirlerine huzur vermeli ve aralarındaki sevgi bağlarını güçlendirmelidir.
Allahû Tealâ’nın insanlardan istediği, birbirlerine düşman olmaları değil, sulh ve sükûn içinde yaşamalarıdır. O’nun reçetesine göre hareket ettiğimiz zaman mutluluğumuz kesindir. İnsanlar sevgiyi hayatlarının merkezine aldıkları zaman, hem kendi mutluluklarını hem de toplumsal mutluluğu yaşayabilirler.
Öyleyse sevgiyi yaygınlaştırmak, kin ve nefretten uzaklaşmak, birbirimize karşı anlayışlı ve merhametli olmak hepimizin sorumluluğudur. Çünkü toplumsal mutluluk, insanların birbirlerine yaşattıkları mutlulukla mümkündür.
DR. ABDULCABBAR BORAN
www.acboran.com
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
TOPLUMSAL MUTLULUĞUN ANAHTARI: SEVGİ
Bir ferdî mutluluk var; bir toplumsal mutluluk var. İnsanlar yalnız yaşamak için değil, bir toplumsal hayatı yaşamak üzere yaratıldılar. Dünyadaki milletler şu anda birbiriyle savaş halinde. İnsanlar birbirlerini öldürüyorlar. İnsanlar birbirlerine zulmediyorlar. İnsanlar birbirlerinin mutsuzluğuna sebebiyet veriyorlar.
Hâlbuki Allahû Tealâ’nın istediği şey, insanların sulh ve sükûn içinde yaşamalarıdır. İnsanlar, Allah’ın kendilerine verdiği aklı ve iradeyi kullanarak birbirlerine huzur vermek yerine, birbirlerinin huzurunu bozuyorlar. Bunun arkasında dinin ve ahlâkın unutulması, sevginin yerini nefretin alması var.
İnsanlar birbirlerini sevmeyi öğrenmelidir. Çünkü sevgi, toplumsal mutluluğun temelidir. Bir insanın mutlu olması, çevresindeki insanların da mutlu olmasına bağlıdır. İnsanlar birbirlerine karşı kin ve nefret besledikleri zaman, bundan yalnızca karşılarındaki kişi değil, kendileri de zarar görürler.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Birbirinize haset etmeyiniz, birbirinize buğzetmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz!”
Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V), aramızda sevgiyi yaymamızı ve selâmı yaygınlaştırmamızı tavsiye ediyor. Birbirimizi sevmedikçe îmân etmiş olamayacağımızı bildiriyor. Çünkü insanlar arasında sevgi ve kardeşlik bağları kuvvetlendikçe toplumsal hayat da huzura kavuşur.
İnsanların Allah’a karşı sevgilerini yitirmeleri, insanlar arasındaki sevgi ilişkilerini de olumsuz etkilemektedir. Bütün insanlar için sevgi asıldır. Öyleyse biz de mutlu olmak istiyorsak, Allah da bizim mutlu olmamızı istiyorsa O’nun reçetesini, mutluluk reçetesini en güzel tatbik sahasına koymalıyız hayatımızda.
Öyleyse insanın kendisine sorması gereken soru şudur: Ben çevremdeki insanların mutluluğu için ne yapıyorum? Bir başkasının hatası karşısında hemen öfkeleniyor, kin besliyor ve ona karşı tavır alıyorsam sulh ve sükûna nasıl katkıda bulunabilirim?
İnsanların baş düşmanı iblis, türlü tuzaklar kuruyor. Herkes kendi dışındaki insanların değişmesini istiyor. Bütün şikâyet edenlerin şikâyetinin arkasında “o değişsin, benim istediğim gibi olsun” düşüncesi var. “O değişsin, ben sonra değişirim.” Allahû Tealâ ise “sen değiş, Ben onları değiştiririm.” diyor. Kendisini değiştirmek isteyen kişinin görevi, herkesi sevmek, başkalarından yana olmak.
İnsanın kendisini değiştirmesinin başlangıcı, Allah’a ulaşmayı dilemesidir. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi için nefs tezkiyesi süreci başlar. Nefs tezkiyesiyle nefsin afetleri azalırken ruhun hasletleri ortaya çıkar. Kin, nefret, öfke ve haset gibi afetlerin yerini sevgi, hoşgörü ve kardeşlik alır. Böylece insan, başkalarına karşı daha güzel davranışlarda bulunmayı ve onların mutluluğu için yaşamayı öğrenir.
Bunun için yaşadığımız olaylarda önce kendimize bakmalıyız. Kendimize dönmek, iç dünyamızı kontrol altına almak ve başkalarına karşı hangi yanlışları yapabileceğimizi tespit etmek durumundayız. Siz onlara dost olmalısınız. Herkesi dost olarak kabul ettiğinizde ortada problem kalmıyor.
Eğer bir başkası bize kötü davranmışsa aynı kötülüğü bizim de ona yapmamız doğru değildir. Nefsimiz ve şeytan, bize aynı şekilde karşılık vermemiz için gayret sarf edeceklerdir. Oysa bizim yapmamız gereken, düşmanımız olan şeytandan dostumuz olan Allah’a sığınmaktır.
Eşleriyle tartışan, aile fertleriyle problemler yaşayan, geçimsizlikleri olan kardeşlerime diyorum ki; size hakaret etmeye başlanıldığında onlara cevap vermeyin, zikre başlayın; Allah deyin, Allah deyin, Allah deyin.
Yani “ben haklıyım sen haksızsın” şeklinde bir savunmaya girmek yerine o kavga esnasında siz Allah ile bile olun. O bir durulacak, bitecek, ondan sonra da gidin ona deyin ki; “Ben seni çok seviyorum, senin için ne yapabilirim?” deyin. Bunu söylediğinizde mutlulukları siz yaşayacaksınız.
Toplumsal mutluluk, insanların birbirlerine karşı davranışlarıyla yakından ilişkilidir. Herkes yalnızca kendi mutluluğunu düşünürse ortak bir mutluluğun yaşanması mümkün değildir. İnsanlar birbirlerinin mutluluğuna katkıda bulunmalı, birbirlerine huzur vermeli ve aralarındaki sevgi bağlarını güçlendirmelidir.
Allahû Tealâ’nın insanlardan istediği, birbirlerine düşman olmaları değil, sulh ve sükûn içinde yaşamalarıdır. O’nun reçetesine göre hareket ettiğimiz zaman mutluluğumuz kesindir. İnsanlar sevgiyi hayatlarının merkezine aldıkları zaman, hem kendi mutluluklarını hem de toplumsal mutluluğu yaşayabilirler.
Öyleyse sevgiyi yaygınlaştırmak, kin ve nefretten uzaklaşmak, birbirimize karşı anlayışlı ve merhametli olmak hepimizin sorumluluğudur. Çünkü toplumsal mutluluk, insanların birbirlerine yaşattıkları mutlulukla mümkündür.
DR. ABDULCABBAR BORAN
www.acboran.com