Allahû Tealâ kulunun, Kendisine hamd etmesini ve şükretmesini ister. Allah’ın verdiklerinin karşılığında kulun yapabildiği şey bu kadardır; Allah’a hamd etmek ve şükretmek. Allah verendir, karşılıksız verendir. Hayatımızın her anında Allah bize sayısız nimetler ulaştırıyor. Allah’ın en şerefli mahlûku olan insana bahşettiği ni’metleri saymamız mümkün değil. Allahû Tealâ Nahl Suresinin 18. âyet-i kerimesinde “saymak isteseniz sayamazsınız” diyor.
Nahl-18: “Ve şâyet, Allah’ın ni’metlerini adet adet (tane tane) sayarsanız, onu sayamazsınız. Muhakkak ki O, Gafur’dur (mağfiret edendir), Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderendir).”
Şöyle bir sağlığımıza bakalım, Allah’ın bize bahşettiği fiziki uzuvlara bakalım, her saniye her an teneffüs ettiğimiz havaya, aldığımız gıdaya bakalım; gördüğümüz o ki Rabbimiz sürekli ni’metlerini üzerimize yağdırıyor. Ama İbrâhîm Suresinin 7. âyet-i kerimesine baktığımız zaman “şükrederseniz artırırım” buyuruyor.
İbrahîm-7:Ve o zaman Rabbiniz size bildirmişti ki; eğer şükrederseniz (ni’metlerinizi) artırırım, eğer küfredenlerden olursanız muhakkak ki azabım şiddetlidir.
Öyleyse bize Rabbimizin başlangıçta vermiş olduğu bir sermaye var. Bu sermayeyi artırması için bir talebimiz varsa Allahû Tealâ diyor ki; “Bunun için şükretmeniz lazım” diyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde: “Ni’meti şükür ile bağlayınız.” buyuruyor. Öyleyse şükretmeden nimeti bağlamak mümkün değil. İnsanlar Allah’a yaklaştıkça şükürleri artar. Çünkü hiçliklerini, acziyetlerini, Allah’ın tamamiyetini, kendilerininse her açıdan noksan olduklarını her geçen gün biraz daha fazla idrak ederler. Hamd ve şükür sizi rahatlatan; ferahlatan da bir müessesedir.
Allah’ın ni’metlerine şükretmemiz için önce hamdetmemiz lazım. Çünkü hamd, şükrün anahtarıdır. Allah’ın bir Rahmân esması vardır bir de Rahîm esması vardır. Rahman esması herkes için geçerlidir, bütün insanlar, Allah’ın Rahmân esmasından faydalanırlar. Onları Allahû Tealâ mademki hayata getirmiştir, rızklarını da Allah verecektir. Ve rızkı yeryüzüne göklerde dağıtmış. Herkes kendi rızkını arayıp bulmak zorunluluğundadır. Ve rızkını Allahû Tealâ ona nasip kıldığında, bu rızık dünya standartlarında meselâ tarlaya verilen bir buğdaysa o, Allahû Tealâ’nın rızkıdır. Buna şükredilecektir. Hayvanlarımızda bir çoğalmaysa buna şükredilecektir. Ama fizik standartlardaki rızkın ötesinde manevî rızıklar da söz konusudur. Manevi rızıklar Rahim esmasının tecellisiyle mümkündür ve Allah, Allah’a ulaşmayı dileyenlere Rahim esmasıyla tecelli eder. Dilek yoksa Allah’ın rahmetinden faydalanmak mümkün değildir. Yani evvelâ rahmetin alınması ve aldığımız rahmetle maddi ni’metlerin şükrünün edası.
Dehr- Suresinin 3. âyetine bakalım şimdi: Dehr (İnsan)-3:Muhakkak ki Biz, onu (Allah’a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah’a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah’a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.
Öyleyse insanların kendileri, seçimlerini yapacaklardır. İşte birinci basamak; insanlar olayları yaşıyor. İşte ikinci basamak; olayları değerlendiriyorlar ve Allahû Tealâ tarafından büyük kısmı seçiliyor insanların. Seçilenlerden küçük bir kısım, Allah’a ulaşmayı diliyor. Olaya dikkatle bakalım; başlangıçta her insanın İsrâ Suresinin 46. âyetine göre gözlerinde hicab-ı mesture var, kulaklarında vakra var ve kalplerinde ekinnet var. Yani görmüyorlar, işitmiyorlar, idrak etmiyorlar. E ama fiziken gözleri görüyor, kulakları da duyuyor? Peki neyi görmüyorlar ve işitmiyorlar, anlamıyorlar? İrşad makamını görmüyorlar, onu alelâde bir insandan ayırt edemiyorlar. Öyleyse manevi nimetleri alabilmemiz için baş gözlerimizdeki, kulaklarımızdaki ve de kalbimizdeki engellerin mutlaka alınması lazım, alınmadığı takdirde hedeflere ulaşmak mümkün değil.
Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilerseniz; bunu dilediğiniz anda Allahû Tealâ kalbinizdeki bu talebi işitir, bilir ve görür. Derhâl harekete geçer, Rahîm esmasıyla tecelliye başlar size. Bu tecelli, üzerinizde üç ayrı olay gerçekleşecektir:
1. işlem: İrşad makamıyla (herkesin olduğu gibi sizin de bir mürşidiniz var, ezelde onu tanıyorsunuz) o mürşidinize ulaşmanız için Allahû Tealâ, onunla sizin aranızda bulunan, ondan ona sevgi duymamanızı sağlayan hicab-ı mesture adlı bir gizli perdeyi derhâl sizden çeker alır Allahû Tealâ.
2. işlem: Kulaklarınızda vakra var. İrşada müteallik şeyleri bu sebeple anlayamazsınız. Allah’a ulaşmayı dilemedikçe anlamanız da mümkün değil. Dilediniz; Allah’ın ikinci işlemi kulaklarınızdaki vakrayı almak, anlamanızı temin etmek.
3. işlem: Kalbinizde bir ekinnet var, bir İlâhi kompüter sistemi. İdrakinizi önlüyor; idrak edemiyorsunuz. İşte Allah’a ulaşmayı dilediğiniz zaman, Allahû Tealâ o kompüter sistemini alır, yerine idraki sağlayan bir İlâhi kompüter sistemi koyar; adı ihbat.
Allah’a ulaşmayı dilediniz; hissediyorsunuz güzel bir şeyler; ibadetleri sevmeye başladığınızı hissediyorsunuz. Sevdikçe daha çok ibadet ediyorsunuz, Allahû Tealâ’nın sizi yetiştirdiğini hissediyorsunuz ve Allahû Tealâ sizi huşûya ulaştırıp mürşidinize gönderiyor. O şükredenlerden: “Şükredenlerin arttırırız.” diyor. Ne yapıyor şükredenleri? Mürşidlerine ulaştırıyor Allahû Tealâ. O noktadan itibaren bir de onların sevaplarını arttırıyor. Allahû Tealâ o kişiye 1’e 10 verirken 1’e 100 vermeye başlıyor ve 1’e 700’e kadar yükseltiyor.
Ne diyordu hatırlayın Peygamber Efendimiz (S.A.V) ilk Cuma hutbesinde? “Ey sahâbe! Ölmeden evvel ölünüz ki Allah size 1'e 700 kat ihsan eylesin. Allah size 1'e 700 versin.”
Yani ölmeden evvel ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin ki Allah size 1’e 700 kat ihsanda bulunsun. O sahibiniz ve sizi yaratan Allah, karşılıksız veren Allah, hamde şükre lâyık olan Yüce Yaratıcımız, Sahibimiz. Allah’ın size ni’metleri arttıkça O’na şükretmek için, hamdetmek için kelime bulmakta güçlük çekersiniz. O, hep çok ötede ihsanlarda, ni’metlerde bulunacaktır. Siz de hep hamdedeceksiniz, hamd ettikçe Allah’a tevekkülünüz artacak, tevekkül ettikçe nimetleriniz artacak.
Sevgili kardeşlerim, hidayetinizin gereklerini yerine getirin. Allah’a ulaşmayı kalbinizden dileyin, Allah’a çok şükreden, çok hamd eden mutlu kullar olarak yaşayın.
Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını, Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşallah burada tamamlamak istiyoruz. Allah hepinizden razı olsun.
DR. ABDULCABBAR BORAN.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
ŞÜKÜR, Nİ’METİ ARTIRIR
Allahû Tealâ kulunun, Kendisine hamd etmesini ve şükretmesini ister. Allah’ın verdiklerinin karşılığında kulun yapabildiği şey bu kadardır; Allah’a hamd etmek ve şükretmek. Allah verendir, karşılıksız verendir. Hayatımızın her anında Allah bize sayısız nimetler ulaştırıyor. Allah’ın en şerefli mahlûku olan insana bahşettiği ni’metleri saymamız mümkün değil. Allahû Tealâ Nahl Suresinin 18. âyet-i kerimesinde “saymak isteseniz sayamazsınız” diyor.
Nahl-18: “Ve şâyet, Allah’ın ni’metlerini adet adet (tane tane) sayarsanız, onu sayamazsınız. Muhakkak ki O, Gafur’dur (mağfiret edendir), Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderendir).”
Şöyle bir sağlığımıza bakalım, Allah’ın bize bahşettiği fiziki uzuvlara bakalım, her saniye her an teneffüs ettiğimiz havaya, aldığımız gıdaya bakalım; gördüğümüz o ki Rabbimiz sürekli ni’metlerini üzerimize yağdırıyor. Ama İbrâhîm Suresinin 7. âyet-i kerimesine baktığımız zaman “şükrederseniz artırırım” buyuruyor.
İbrahîm-7: Ve o zaman Rabbiniz size bildirmişti ki; eğer şükrederseniz (ni’metlerinizi) artırırım, eğer küfredenlerden olursanız muhakkak ki azabım şiddetlidir.
Öyleyse bize Rabbimizin başlangıçta vermiş olduğu bir sermaye var. Bu sermayeyi artırması için bir talebimiz varsa Allahû Tealâ diyor ki; “Bunun için şükretmeniz lazım” diyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde: “Ni’meti şükür ile bağlayınız.” buyuruyor. Öyleyse şükretmeden nimeti bağlamak mümkün değil. İnsanlar Allah’a yaklaştıkça şükürleri artar. Çünkü hiçliklerini, acziyetlerini, Allah’ın tamamiyetini, kendilerininse her açıdan noksan olduklarını her geçen gün biraz daha fazla idrak ederler. Hamd ve şükür sizi rahatlatan; ferahlatan da bir müessesedir.
Allah’ın ni’metlerine şükretmemiz için önce hamdetmemiz lazım. Çünkü hamd, şükrün anahtarıdır. Allah’ın bir Rahmân esması vardır bir de Rahîm esması vardır. Rahman esması herkes için geçerlidir, bütün insanlar, Allah’ın Rahmân esmasından faydalanırlar. Onları Allahû Tealâ mademki hayata getirmiştir, rızklarını da Allah verecektir. Ve rızkı yeryüzüne göklerde dağıtmış. Herkes kendi rızkını arayıp bulmak zorunluluğundadır. Ve rızkını Allahû Tealâ ona nasip kıldığında, bu rızık dünya standartlarında meselâ tarlaya verilen bir buğdaysa o, Allahû Tealâ’nın rızkıdır. Buna şükredilecektir. Hayvanlarımızda bir çoğalmaysa buna şükredilecektir. Ama fizik standartlardaki rızkın ötesinde manevî rızıklar da söz konusudur. Manevi rızıklar Rahim esmasının tecellisiyle mümkündür ve Allah, Allah’a ulaşmayı dileyenlere Rahim esmasıyla tecelli eder. Dilek yoksa Allah’ın rahmetinden faydalanmak mümkün değildir. Yani evvelâ rahmetin alınması ve aldığımız rahmetle maddi ni’metlerin şükrünün edası.
Dehr- Suresinin 3. âyetine bakalım şimdi: Dehr (İnsan)-3: Muhakkak ki Biz, onu (Allah’a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah’a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah’a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.
Öyleyse insanların kendileri, seçimlerini yapacaklardır. İşte birinci basamak; insanlar olayları yaşıyor. İşte ikinci basamak; olayları değerlendiriyorlar ve Allahû Tealâ tarafından büyük kısmı seçiliyor insanların. Seçilenlerden küçük bir kısım, Allah’a ulaşmayı diliyor. Olaya dikkatle bakalım; başlangıçta her insanın İsrâ Suresinin 46. âyetine göre gözlerinde hicab-ı mesture var, kulaklarında vakra var ve kalplerinde ekinnet var. Yani görmüyorlar, işitmiyorlar, idrak etmiyorlar. E ama fiziken gözleri görüyor, kulakları da duyuyor? Peki neyi görmüyorlar ve işitmiyorlar, anlamıyorlar? İrşad makamını görmüyorlar, onu alelâde bir insandan ayırt edemiyorlar. Öyleyse manevi nimetleri alabilmemiz için baş gözlerimizdeki, kulaklarımızdaki ve de kalbimizdeki engellerin mutlaka alınması lazım, alınmadığı takdirde hedeflere ulaşmak mümkün değil.
Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilerseniz; bunu dilediğiniz anda Allahû Tealâ kalbinizdeki bu talebi işitir, bilir ve görür. Derhâl harekete geçer, Rahîm esmasıyla tecelliye başlar size. Bu tecelli, üzerinizde üç ayrı olay gerçekleşecektir:
1. işlem: İrşad makamıyla (herkesin olduğu gibi sizin de bir mürşidiniz var, ezelde onu tanıyorsunuz) o mürşidinize ulaşmanız için Allahû Tealâ, onunla sizin aranızda bulunan, ondan ona sevgi duymamanızı sağlayan hicab-ı mesture adlı bir gizli perdeyi derhâl sizden çeker alır Allahû Tealâ.
2. işlem: Kulaklarınızda vakra var. İrşada müteallik şeyleri bu sebeple anlayamazsınız. Allah’a ulaşmayı dilemedikçe anlamanız da mümkün değil. Dilediniz; Allah’ın ikinci işlemi kulaklarınızdaki vakrayı almak, anlamanızı temin etmek.
3. işlem: Kalbinizde bir ekinnet var, bir İlâhi kompüter sistemi. İdrakinizi önlüyor; idrak edemiyorsunuz. İşte Allah’a ulaşmayı dilediğiniz zaman, Allahû Tealâ o kompüter sistemini alır, yerine idraki sağlayan bir İlâhi kompüter sistemi koyar; adı ihbat.
Allah’a ulaşmayı dilediniz; hissediyorsunuz güzel bir şeyler; ibadetleri sevmeye başladığınızı hissediyorsunuz. Sevdikçe daha çok ibadet ediyorsunuz, Allahû Tealâ’nın sizi yetiştirdiğini hissediyorsunuz ve Allahû Tealâ sizi huşûya ulaştırıp mürşidinize gönderiyor. O şükredenlerden: “Şükredenlerin arttırırız.” diyor. Ne yapıyor şükredenleri? Mürşidlerine ulaştırıyor Allahû Tealâ. O noktadan itibaren bir de onların sevaplarını arttırıyor. Allahû Tealâ o kişiye 1’e 10 verirken 1’e 100 vermeye başlıyor ve 1’e 700’e kadar yükseltiyor.
Ne diyordu hatırlayın Peygamber Efendimiz (S.A.V) ilk Cuma hutbesinde? “Ey sahâbe! Ölmeden evvel ölünüz ki Allah size 1'e 700 kat ihsan eylesin. Allah size 1'e 700 versin.”
Yani ölmeden evvel ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin ki Allah size 1’e 700 kat ihsanda bulunsun. O sahibiniz ve sizi yaratan Allah, karşılıksız veren Allah, hamde şükre lâyık olan Yüce Yaratıcımız, Sahibimiz. Allah’ın size ni’metleri arttıkça O’na şükretmek için, hamdetmek için kelime bulmakta güçlük çekersiniz. O, hep çok ötede ihsanlarda, ni’metlerde bulunacaktır. Siz de hep hamdedeceksiniz, hamd ettikçe Allah’a tevekkülünüz artacak, tevekkül ettikçe nimetleriniz artacak.
Sevgili kardeşlerim, hidayetinizin gereklerini yerine getirin. Allah’a ulaşmayı kalbinizden dileyin, Allah’a çok şükreden, çok hamd eden mutlu kullar olarak yaşayın.
Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını, Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşallah burada tamamlamak istiyoruz. Allah hepinizden razı olsun.
DR. ABDULCABBAR BORAN.