STRES NEDİR?

Yazının Giriş Tarihi: 03.10.2025 12:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.10.2025 12:15

Sevgili kardeşlerim, değerli okuyucularımız, bugün çağımızın en yaygın hastalığı strestir. Herkes bundan mustarip, herkes doktorların kapısını çalıyor. Psikolojik hastalıkların yanında çoğu fiziki hastalığın altında da stres ve negatif düşünceler yatıyor; maskeli depresyon olarak fiziki hastalıklarla da kendini gösteriyor.


Sevgili kardeşlerim stres; alınamamış intikam sonucunda oluşan bir şuuraltı birikimidir. Ve yaşadığımız dünyaya baktığımız zaman insanların çoğunun birbiriyle anlaşma içinde olamadığını görüyoruz. Neden böyle?


1- İç dünyanızda nefsinizle ruhunuz arasındaki kavga var.

2- Dış dünyanızda sizinle başka insanlar arasında kavga var.

3- Sizinle Allah’ın emirleri arasında kavga var ve Allah’ın yasakları arasında kavga var.

İnsanların nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yapmamaları halinde mutlaka nefslerindeki afetler, onları başka insanlarla çatışmalara iter. Ne zaman birini kıracak, üzecek bir davranışta bulunmuşsanız arkasında mutlaka nefsiniz ve şeytan vardır. Yanlış bir davranışta bulunduğunuz, zulmettiğiniz insanlar bunu kendilerine sığdıramazlar. Mutlaka intikam almak gereğini duyacaklardır; çünkü nefslerinde afetler var, fırsat bulurlarsa o insanlar mutlaka sizden intikam alacaklardır. Aslında sizin yaptığınız işlemin bir karşıtını alıyorsunuz, adalet yerine geliyor ama sizin iç dünyanız, nefsinizdeki afetler bunu asla öyle görmüyor. Onun yaptığı bir haksız davranışla karşı karşıyasınız, sizdeki görüntü bu. Ve bu sebeple yeniden üzülüyorsunuz. İç dünyanızda düşünceleriniz sizi huzursuz ediyor; “Vay o bana bunu nasıl yapar?” Daha evvel kendinizin ona yaptığınız, bu olaya sebebiyet veren davranışınızı hiç hesaba katmazsınız. İlle de ille o kişi size kötülük etmiştir. Siz bunun intikamını alacaksınız. Bu sevdaya düşersiniz. İntikam almak için bu sefer siz fırsat beklersiniz. İntikamınızı aldığınızı farz edelim; arkasından duyacağınız şey mutsuzluk ve huzursuzluktur. Çünkü bir günah işlediniz. Şimdi aksini düşünelim: Büyük bir gayretle intikam almaya çalışıyorsunuz ama karşınızdaki kişi güçlü, o intikamı almak imkânını size vermiyor. Bu intikamı alamadığınız sürece, adım adım intikam hissiniz, alınamamış intikam hissine, yani kine dönüşür. Hep intikam almayı isteyen bir insan, karşısındakine kinlenen bir insandır. Kin ise bir strestir. Stres varsa huzursuzluk vardır.

Allah ile olan ilişkilerinize gelince; neden başlangıçta mutlu değilsiniz? Çünkü Allah’ın emirlerini yerine getirmiyorsunuz. Mutlaka ruhunuz ve Allah, size bilmediğiniz bir standartta azap edecek. Hiç farkına bile varmadan; “Acaba neden sıkılıyorum?” diye düşüneceksiniz. “Neden huzursuzum?” diye düşüneceksiniz. Hâlbuki Allah’ın emirlerini ve yasaklarını yerine getirmediğiniz için Allahû Tealâ ve ruhunuz sizi cezalandırıyor. Allah’ın emirleri istikametinde ve yasakları istikametinde huzursuz oluyorsunuz.

Şimdi size bir sualim var; mutlu olmak istiyor musunuz? Eğer mutlu olmak istiyorsanız insanları seveceksiniz. Etrafınızdaki herkesin sizi sevmesini istiyor musunuz? O zaman ilk adımı siz atacaksınız. “Ya Rabbim, ben herkesi Senin için seviyorum” diyeceksiniz.

Dikkat edin, bu kendi kendine oluşmaz. Siz ne kadar kendinizi zorlarsanız zorlayın, insanları sevemezsiniz. Onları sevebilmeniz, içyapınızın değişmesine bağlı. Bunun için önce Allah’a ulaşmayı dilemeniz lâzım. Allah’ın size tayin ettiği mürşidi hacet namazı kılarak Allah’tan sormanız lâzım. Ve tâbiiyetten sonra zikretmeniz lâzım. Zikrin size fayda sağlayabilmesi, Allah’a ulaşmayı dilemeniz halinde mümkündür.

Allah’a ulaşmayı dilediniz, mürşidinize tâbî oldunuz ve zikretmeye başladınız; size ne kazandıracak? Allahû Tealâ Ra’d-28’de buyuruyor ki:

Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?”

Bir hadis-i şerifte de şöyle buyruluyor: “Allah’ı çok zikredin. Peşine düşman düşen bir kimse nasıl bir kaleye sığınarak ondan kurtulursa kul da şeytandan ancak Allah’ın zikriyle kurtulur.” (Kaynak: Tirmizi, Hâkim.)

Allah’ın zikri, bizim kalbimizin nurlanmasını, şeytanın üzerimizdeki etkisinin azalmasını sağlıyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V); “Şeytanın kapısını zikirle kilitleyiniz.” buyuruyor.

Size yanlış davranıldığında, iblis nefsinizin afetlerini harekete geçirerek sizi huzursuz kılıyor. Ne zaman zikrinizi giderek arttırarak nefsinizin afetlerini belli istikametlerde azaltırsanız, nefretiniz de azalacaktır. Buna karşılık ruhunuzun bütün hasletleri çoğalacak ve sevginiz de çoğalacaktır. O zaman birisiyle anlaşmazlığa düştüğünüz an siz onu affedeceksiniz ve anlayacaksınız ki kendinize iyilik yaparsınız, affetmezseniz kendinize kötülük yaparsınız. Affederseniz mutluluğu yaşarsınız. İç dünyanızdaki durum ne? Nefreti değil sevgiyi yaşadığınız için asla etrafınızdaki insanlara karşı kin duyamazsınız ki iç dünyasında stres oluşsun; alınamamış bir intikamın kine dönüşmesi sebebiyle stres oluşsun. Böyle bir şey mümkün değildir. Öyleyse bu başka insanlarla olan ilişkilerinizde uyumu ve saadeti yakalamış olan bir insan olacaksınız. Öğreneceksiniz ki Allahû Tealâ bütün emirlerini, insanlar o emrin yerine getirilmesindeki zevki, huzuru, mutluluğu yaşasınlar diye koymuş. Yasak ettiği fiilleri de işlemeyerek, onu işlememenin hazzını, Allah’a olan sadakatinizin hazzını, mutluluğunu yaşayacaksınız. İntikam peşinde koşmayacaksınız, zulme zulümle karşılık vermeyeceksiniz. İç dünyanızda da dış dünyanızda da Allah ile olan emirler cephesinde de sonsuz bir mutluluğu yaşayacaksınız. Ne emir vermişse onu yapmak sizin için bir vazifeyi yerine getirmek değil, bir zevki yaşamak hüviyetine girecek.


Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ herkesin birbirini sevmesini istiyor. Birbiriyle kardeş olmalarını, dost olmalarını istiyor. Birbirlerine her açıdan yardım etmelerini istiyor, huzur içinde yaşamalarını istiyor. İslâm olmak size bu büyük mutluluğu sağlar. Allah’a ruhunuzu, veçhinizi (fizik vücudunuzu) ve nefsinizi teslim etmekle İslâm olabilirsiniz. Bir tek şartı var; kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek. İslâm; insanları sevgiyle öyle bir noktaya getirir ki; bu noktada kişi, hem iç âleminde sonsuz bir mutluluğun sahibi olur, hem dış âleminde; başka insanlarla olan bütün ilişkilerinde hem de Allah ile olan ilişkilerinde sonsuz bir mutluluğun sahibi olur. Sevgi bütün insanları mutluluğa, saadete mutlaka ulaştırır.


Hepinizin Allah’a ulaşmayı dileyerek sevgiyle donanmanızı, etrafınızdaki insanlara sevgiyle davranarak hem cennet saadetini hem de dünya saadetini bütün boyutlarıyla yaşamanızı Yüce Rabbimizden diliyorum. Sizleri çok seviyorum.

Allah hepinizden razı olsun.

DR ABDULCABBAR BORAN

www.ibrahimlive.com

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.