SİZ HİDAYETTE İSENİZ DALÂLETTEKİLER SİZE ZARAR VEREMEZ
Yazının Giriş Tarihi: 24.07.2026 20:13
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.07.2026 20:14
Einstein'a sormuşlar: “Aydınlık nedir?” Demiş ki: “Aydınlık, karanlığın olmadığı bir haldir.” “Karanlık nedir?” sorusunu ise “Karanlık da aydınlığın olmadığı bir haldir.” diye cevaplamış. İşte karanlıkla aydınlığın birbirinin tam zıttı olması gibi “hidayet” ve “dalâlet" de birbirinin tamamen tersi olan iki kavramdır. Peki, Kur’ân-ı Kerim’e göre hidayet nedir?
ÂLİ İMRÂN-73: “…De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.)…”
BAKARA-120: “…De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir…
Öyleyse Kur’ân-ı Kerim’e göre hidayet; insana emanet olarak verilen ruhun ölmeden evvel, dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmasıdır. Allah’a ulaşabilecek vasıfta olan tek vücudumuz, Allah’ın bize emanet olarak gönderdiği ruhumuzdur.
Allah’ın bir insanı hidayete ulaşması önce o insanın dilemesine yani bunu iradesiyle istemesine bağlıdır.
Allah Resûlü Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîsinde buyuruyor: “Ey insanlar, hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki, sizi hidayete erdireyim.”
2/BAKARA-186: …Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
Öyleyse hidayet, öncelikle Allah’ın davetine teslim olmaktır (Yani kalben Allah’a ruhumuzu ulaştırmayı dilemek), sonrasında da emirlerine teslim olarak ruhumuzu Allah’a teslim etmektir. Hidayet, insanların vasıflandırdıkları gibi bir doğru yolda olmak değildir, orta yolda olmak değildir, sadece İslâm’ın 5 şartını yerine getirmeyi hedeflemek değildir.
Bütün insanlar, Allahû Tealâ tarafından hidayetle emrolunmuşlardır. Bütün mesele dalâlette olan insanların davete, tebliğe muhatap olduğu zaman, Allah’ın bu davetini kabul ederek Allah’a ulaşmayı kalben dilemeleridir. Kişi, Allah’a ulaşmayı kalben dilediği andan itibaren dalâletten kurtulup hidayete adım atmıştır. Hidayette olan kişiye, dalâlette olanların zarar vermesi mümkün değildir.
MÂİDE-105: … Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.
Neden zarar veremez? Çünkü kişi kalben “Ey Yüce Allah’ım, bana emanet olarak verdiğin ruhumu ölmeden önce Sana ulaştırmayı diliyorum.” diye dua ederek, hidayetine vesile olacak mürşidini (hacet namazıyla) Allah’tan sorup da o mürşide tâbî olduğu an, başının üzerine devrin imamının ruhu gelip yerleşir (ÂLİ İMRÂN-164). Hem uyarıcı (MU’MİN-15) hem destekleyici (MUCÂDELE-22) hem de koruyucu (RA’D-11) olarak. Artık başımızın üzerinde bir ni’met, manevî bir muhafız vardır. Bizi şeytanın büyüsünden de (sihrinden de) aynı zamanda hüddamından da (cinleri üzerimize saldırtmasından da) koruyan bir muhafız. Bu yüzden artık dalâlette olanların hileleri, öğrendikleri zülmanî ilimler bize bir zarar veremezler.
Âli İmrân Suresinin 160. Âyetinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor: “Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler (Allah’a güvensinler).”
Allah'tan başka bir güç sahibi kimse var mıdır? Bütün insanlar bir insana zarar vermeye kalkarlarsa ne kadar zarar verebilirler? Allah'ın müsaade ettiği kadar… Bütün insanlar bir araya gelseler bir insana fayda vermeye kalksalar, ne kadar fayda verebilirler? Sadece Allah'ın müsaade ettiği kadar… Öyleyse her şeyi kim tayin ediyor? Allah tayin ediyor. Ve Allahû Tealâ Kendisine yönelmiş, görevlendirdiği irşad makamına tâbî olan kulunu da hemen koruma altına alıyor. Yetmez! O hidayet yoluna girmiş mü’min kullarına her an yardımcı olmak için de bekliyor, yeter ki o kul Kendisinden yardım talep etsin ve tevekkül etsin (güvensin).
4/NİSÂ-132: Ve göklerde ve yeryüzünde olanlar (her şey) Allah'ındır. Ve Allah, vekil olarak yeter.
En kuvvetli olan, kâinatı yaratan; o size düşmanlık eden her kimse onu da yaratan Allahû Tealâ diyor ki: “Eğer Ben sizinle berabersem, Ben sizin dostunuzsam, bütün dünya düşmanınız olsa Ben yeterim.” “Ama” diyor, “Beni vekil ve dost edinmediyseniz, bütün dünya dostunuz olsa, bütün dünyadaki insanlar sizinle beraber olsa gene Ben yeterim. Gene Ben gâlip gelirim.”
O zaman biz mutluluğu, huzuru en zirve noktada yaşamak istiyorsak ne yapacağız? Allah’ın bir dostu olabilmek, O’nun sevdiklerinden olabilmek için kalpten talepte bulunacağız. ve ne diyeceğiz? “Allah, Allah, Allah…” diyerek hep Rabbimizi çağıracağız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
www.acboran.com
www.ibrahimlive.com
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
SİZ HİDAYETTE İSENİZ DALÂLETTEKİLER SİZE ZARAR VEREMEZ
Einstein'a sormuşlar: “Aydınlık nedir?” Demiş ki: “Aydınlık, karanlığın olmadığı bir haldir.” “Karanlık nedir?” sorusunu ise “Karanlık da aydınlığın olmadığı bir haldir.” diye cevaplamış. İşte karanlıkla aydınlığın birbirinin tam zıttı olması gibi “hidayet” ve “dalâlet" de birbirinin tamamen tersi olan iki kavramdır. Peki, Kur’ân-ı Kerim’e göre hidayet nedir?
ÂLİ İMRÂN-73: “…De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.)…”
BAKARA-120: “…De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir…
Öyleyse Kur’ân-ı Kerim’e göre hidayet; insana emanet olarak verilen ruhun ölmeden evvel, dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmasıdır. Allah’a ulaşabilecek vasıfta olan tek vücudumuz, Allah’ın bize emanet olarak gönderdiği ruhumuzdur.
Allah’ın bir insanı hidayete ulaşması önce o insanın dilemesine yani bunu iradesiyle istemesine bağlıdır.
Allah Resûlü Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîsinde buyuruyor: “Ey insanlar, hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki, sizi hidayete erdireyim.”
2/BAKARA-186: …Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
Öyleyse hidayet, öncelikle Allah’ın davetine teslim olmaktır (Yani kalben Allah’a ruhumuzu ulaştırmayı dilemek), sonrasında da emirlerine teslim olarak ruhumuzu Allah’a teslim etmektir. Hidayet, insanların vasıflandırdıkları gibi bir doğru yolda olmak değildir, orta yolda olmak değildir, sadece İslâm’ın 5 şartını yerine getirmeyi hedeflemek değildir.
Bütün insanlar, Allahû Tealâ tarafından hidayetle emrolunmuşlardır. Bütün mesele dalâlette olan insanların davete, tebliğe muhatap olduğu zaman, Allah’ın bu davetini kabul ederek Allah’a ulaşmayı kalben dilemeleridir. Kişi, Allah’a ulaşmayı kalben dilediği andan itibaren dalâletten kurtulup hidayete adım atmıştır. Hidayette olan kişiye, dalâlette olanların zarar vermesi mümkün değildir.
MÂİDE-105: … Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.
Neden zarar veremez? Çünkü kişi kalben “Ey Yüce Allah’ım, bana emanet olarak verdiğin ruhumu ölmeden önce Sana ulaştırmayı diliyorum.” diye dua ederek, hidayetine vesile olacak mürşidini (hacet namazıyla) Allah’tan sorup da o mürşide tâbî olduğu an, başının üzerine devrin imamının ruhu gelip yerleşir (ÂLİ İMRÂN-164). Hem uyarıcı (MU’MİN-15) hem destekleyici (MUCÂDELE-22) hem de koruyucu (RA’D-11) olarak. Artık başımızın üzerinde bir ni’met, manevî bir muhafız vardır. Bizi şeytanın büyüsünden de (sihrinden de) aynı zamanda hüddamından da (cinleri üzerimize saldırtmasından da) koruyan bir muhafız. Bu yüzden artık dalâlette olanların hileleri, öğrendikleri zülmanî ilimler bize bir zarar veremezler.
Âli İmrân Suresinin 160. Âyetinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor: “Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler (Allah’a güvensinler).”
Allah'tan başka bir güç sahibi kimse var mıdır? Bütün insanlar bir insana zarar vermeye kalkarlarsa ne kadar zarar verebilirler? Allah'ın müsaade ettiği kadar… Bütün insanlar bir araya gelseler bir insana fayda vermeye kalksalar, ne kadar fayda verebilirler? Sadece Allah'ın müsaade ettiği kadar… Öyleyse her şeyi kim tayin ediyor? Allah tayin ediyor. Ve Allahû Tealâ Kendisine yönelmiş, görevlendirdiği irşad makamına tâbî olan kulunu da hemen koruma altına alıyor. Yetmez! O hidayet yoluna girmiş mü’min kullarına her an yardımcı olmak için de bekliyor, yeter ki o kul Kendisinden yardım talep etsin ve tevekkül etsin (güvensin).
4/NİSÂ-132: Ve göklerde ve yeryüzünde olanlar (her şey) Allah'ındır. Ve Allah, vekil olarak yeter.
En kuvvetli olan, kâinatı yaratan; o size düşmanlık eden her kimse onu da yaratan Allahû Tealâ diyor ki: “Eğer Ben sizinle berabersem, Ben sizin dostunuzsam, bütün dünya düşmanınız olsa Ben yeterim.” “Ama” diyor, “Beni vekil ve dost edinmediyseniz, bütün dünya dostunuz olsa, bütün dünyadaki insanlar sizinle beraber olsa gene Ben yeterim. Gene Ben gâlip gelirim.”
O zaman biz mutluluğu, huzuru en zirve noktada yaşamak istiyorsak ne yapacağız? Allah’ın bir dostu olabilmek, O’nun sevdiklerinden olabilmek için kalpten talepte bulunacağız. ve ne diyeceğiz? “Allah, Allah, Allah…” diyerek hep Rabbimizi çağıracağız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
www.acboran.com
www.ibrahimlive.com