SİZ ALLAH İÇİN ÇALIŞIRSANIZ, ALLAH BÜTÜN DÜNYAYI SİZİN İÇİN ÇALIŞTIRIR
Yazının Giriş Tarihi: 28.11.2025 12:12
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.11.2025 12:13
İnsan için iki tür çalışma vardır sevgili kardeşlerim. Çalışmak bir açıdan dünya çalışmasını, ikinci açıdan da ahiret çalışmasını ifade eder. Sadece çalışanlar hedeflere ulaşırlar. Şu kâinatta insanın vücuda getirdiği her neyi görüyorsanız, hepsi çalışmanın ürünüdür. Ancak Allah’ın emri odur ki; çalışmak asla tek yönlü yani sadece dünyaya dönük olmamalıdır. Yüce Rabbimiz, dünya standartlarındaki çalışmanın yanı sıra, bütün insanlara ahiret için çalışmalarını emretmektedir.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
53/NECM-39: Ve insan için, çalışmasından başka bir şey yoktur. 94/İNŞİRÂH (ŞERH)-7: Öyleyse boş kaldığın zaman hemen intisap et. 94/İNŞİRÂH (ŞERH)-8: Ve öyleyse Rabbine rağbet et (O’nu öv, hamdet, zikret, tesbih et).
O halde görüyoruz ki Allahû Tealâ insanların boş kalmasını asla istemiyor sevgili kardeşlerim. Daimî olarak bir işle meşgul olmamızı, Allah yolunda daimî olarak çalışmamızı istiyor. Öyleyse hepimiz Allah için çalışanlar olmalıyız sevgili kardeşlerim. İşte bu çalışmanın muhtevasında birinci cephede ruhumuzu, fizik vücudumuzu, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmek vardır. İbadetlerimiz ise bizi bu hedeflere ulaştıracak olan vasıtalardır. İkinci cephede ise başkalarını mutlu etmek için çalışmak vardır. Bu iki ana faktör hem dünya hem ahiret mutluluğumuz için son derece önemlidir sevgili kardeşlerim.
Başkaları için yaşayan kişi unutmayınız ki Allah için yaşayan kişidir. Kim etrafındaki insanları mutlu etmek için çalışıyorsa o Allah için çalışan birisidir. Üstelik yaptığı dünyevî çalışmaları Allah’ı zikrederek ve Allah’ın rızasını gözeterek yapıyorsa devamlı derece kazanır ve yaptığı her işi de Allah için yapmış olur.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)de bu minvalde: “Sizin hayırlınız dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir.” buyurmuşlardır.
Hepimiz Allah için yaratıldık sevgili kardeşlerim ve mutlak surette Allah yakın olmak, O’na teslim olmak için çalışmak mecburiyetindeyiz. Allah’a yakınlığın ilk adımı ölmeden evvel ruhumuzu Allah’a ulaştırmayı dilememizdir. Ancak bu dileğin sahibi olanlar, Allah’ın manevî kapısını aralayarak teslime ulaşırlar. Salt Allah’a inanmak, hedef emirlere ulaşabilmemiz için asla yeterli değildir. İnanan kişi, Allah’a ulaşmayı dilemedikçe Kur’ân’daki İslâm’a adım atamaz. Bir tek dilek sevgili kardeşlerim, bundan 14 asır evvel sahâbenin yaşadığı İslâm’ın giriş kapısı bir tek dilektir: “Ya Rabbi, ben de ölmeden evvel ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır, beni de ermiş evliyalarından kıl.” İşte bu dilek; kalbinizden yapacağınız bu bir dilek sizi sıfır noktasından alıp Allah’ın en sevdikleri arasına alacak sırdır sevgili kardeşlerim. Siz isteyeceksiniz Allah’tan, siz isteyeceksiniz ki Allah size verecek. Unutmayın, “talebana vecedena.” buyuruyor Allahû Tealâ, “Kulum, iste ki vereyim.” diyor.
Allah’ın katında bedelsiz hiçbir şey yoktur sevgili kardeşlerim. Ancak lâyık olanlar Allah’ın sonsuz hazinelerinden nasiplenirler. Allah’a en fazla lâyık olduğumuz gün en büyük saadeti yaşamaya başladığımız gündür. Bu sonsuz saadet, bizim Allah’a verdiklerimizle kayıtlıdır. Ne verirsek onun karşılığını alırız. Bir tarladan buğday alabilmek için evvelâ o tarlaya buğday ekmek mecburiyetindeyiz. Öyleyse Allahû Tealâ’nın yolunda O’nun bizim için gösterdiği hedeflere ulaşmak istiyorsak, bu yola baş koyup çalışacağız; Allah için çalışacağız. Ne kadar yorulursak yorulalım, bize yorgunluğu veren Allahû Tealâ o yorgunluğu almasını en iyi bilendir. Ve hiçbir şeyi sebepsiz yapmaz. Her an bir liyakat olayıyla karşı karşıyayız.
Allah’a ulaşmayı dilediğimiz anda Allah’a lâyık olmanın başlangıç noktasına ulaşırız. Ardından mürşidimize tâbî oluruz ve ruhumuz Allah’a doğru yola çıkar. Aynı noktada fizik vücudumuz Allah’a kul olmaya, nefsimiz tezkiyeye ve irademiz de güçlenmeye başlamıştır. İşte sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın yardımıyla gerçekleşen bütün bu teslimler, mutlak olarak bizim gayretimizi gerektirir. İbadetlerin sultanı olan zikre sımsıkı sarılmadıkça Allah’a doğru yol almamız mümkün değildir. Ne kadar çok zikredersek Allah’a teslim yolculuğumuz da o kadar çabuk gerçekleşir ve her teslim kademesinde liyakatimiz de artar. Hem dünya işleri için hem de manevi tekâmülümüz için kanun budur: Gayret, himmet ve nusret. İşte bu üçü birbirine bağlı unsurlardır sevgili kardeşlerim. Biz gayret edeceğiz ki gayretimiz mürşidimizin himmetini getirecek, himmet de Allah’ın yardımını yani nusreti getirecek.
Biz yeter ki çaba sarf edelim sevgili kardeşlerim, eğer hedefimiz Allah’a varmaksa Allah bütün dünyayı bu hedefe ulaşmamız için bize yardımcı kılar.
İşte bu sebeple Peygamber Efendimiz (S.A.V):“Kim dünya için çalışırsa dünya onu kendisi için çalıştırır. Kim de Allah için çalışırsa Allah bütün dünyayı o kişi için çalıştırır.” buyurmuşlardır.
Öyleyse bütün insanlar için hedef bellidir. Kim Allah’a mülâki olmayı yani ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilerse dileyen her kişi için Allahû Tealâ’nın kapısı açıktır. Böyle bir dizaynda o kişi ruhunu Allah’a ulaştıracak ve ermiş evliya olmanın o büyük huzurunu yaşayacaktır. Allah’a ulaşmayı dileyen herkes 7-8 aylık bir ömrü varsa mutlaka bu hedefe ulaşır. Bu noktaya kişi neyle ulaşmıştır? Emekle, gayretle, çalışmasıyla ulaşmıştır.
Allah’a ulaşmayı dilemek, ehl-i zikre (mürşide) tâbî olmak ve zikir yapmak İslâmî yaşantının temelidir. Bütün ibadetlerinizi en güzel standartlarda yerine getirdikçe huzuru yaşayacağınızı bilmelisiniz sevgili kardeşlerim. Unutmayınız ki Allahû Tealâ hepinizin mutlak olarak nefsinizi tezkiye ve tasfiye etmenizi farz kılıyor. Nefsinizin kalbinin yarıdan fazla temizlenmesi sizi 3. kat cennet saadetine ulaştırır ve Allahû Tealâ bunu zaten garanti ediyor.
O halde ne duruyorsunuz sevgili kardeşlerim, hadi sizler de Allah’a koşun. Sizler de bir an evvel kalben Allah’a ulaşmayı dileyin ve Allah için çalışanlardan olun.
Hepinizin hem cennet hem de dünya saadetine ulaşmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi burada tamamlıyorum.
Allah hepinizden razı olsun.
DR. ABDULCABBAR BORAN
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
SİZ ALLAH İÇİN ÇALIŞIRSANIZ, ALLAH BÜTÜN DÜNYAYI SİZİN İÇİN ÇALIŞTIRIR
İnsan için iki tür çalışma vardır sevgili kardeşlerim. Çalışmak bir açıdan dünya çalışmasını, ikinci açıdan da ahiret çalışmasını ifade eder. Sadece çalışanlar hedeflere ulaşırlar. Şu kâinatta insanın vücuda getirdiği her neyi görüyorsanız, hepsi çalışmanın ürünüdür. Ancak Allah’ın emri odur ki; çalışmak asla tek yönlü yani sadece dünyaya dönük olmamalıdır. Yüce Rabbimiz, dünya standartlarındaki çalışmanın yanı sıra, bütün insanlara ahiret için çalışmalarını emretmektedir.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
53/NECM-39: Ve insan için, çalışmasından başka bir şey yoktur.
94/İNŞİRÂH (ŞERH)-7: Öyleyse boş kaldığın zaman hemen intisap et.
94/İNŞİRÂH (ŞERH)-8: Ve öyleyse Rabbine rağbet et (O’nu öv, hamdet, zikret, tesbih et).
O halde görüyoruz ki Allahû Tealâ insanların boş kalmasını asla istemiyor sevgili kardeşlerim. Daimî olarak bir işle meşgul olmamızı, Allah yolunda daimî olarak çalışmamızı istiyor. Öyleyse hepimiz Allah için çalışanlar olmalıyız sevgili kardeşlerim. İşte bu çalışmanın muhtevasında birinci cephede ruhumuzu, fizik vücudumuzu, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmek vardır. İbadetlerimiz ise bizi bu hedeflere ulaştıracak olan vasıtalardır. İkinci cephede ise başkalarını mutlu etmek için çalışmak vardır. Bu iki ana faktör hem dünya hem ahiret mutluluğumuz için son derece önemlidir sevgili kardeşlerim.
Başkaları için yaşayan kişi unutmayınız ki Allah için yaşayan kişidir. Kim etrafındaki insanları mutlu etmek için çalışıyorsa o Allah için çalışan birisidir. Üstelik yaptığı dünyevî çalışmaları Allah’ı zikrederek ve Allah’ın rızasını gözeterek yapıyorsa devamlı derece kazanır ve yaptığı her işi de Allah için yapmış olur.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bu minvalde: “Sizin hayırlınız dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir.” buyurmuşlardır.
Hepimiz Allah için yaratıldık sevgili kardeşlerim ve mutlak surette Allah yakın olmak, O’na teslim olmak için çalışmak mecburiyetindeyiz. Allah’a yakınlığın ilk adımı ölmeden evvel ruhumuzu Allah’a ulaştırmayı dilememizdir. Ancak bu dileğin sahibi olanlar, Allah’ın manevî kapısını aralayarak teslime ulaşırlar. Salt Allah’a inanmak, hedef emirlere ulaşabilmemiz için asla yeterli değildir. İnanan kişi, Allah’a ulaşmayı dilemedikçe Kur’ân’daki İslâm’a adım atamaz. Bir tek dilek sevgili kardeşlerim, bundan 14 asır evvel sahâbenin yaşadığı İslâm’ın giriş kapısı bir tek dilektir: “Ya Rabbi, ben de ölmeden evvel ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır, beni de ermiş evliyalarından kıl.” İşte bu dilek; kalbinizden yapacağınız bu bir dilek sizi sıfır noktasından alıp Allah’ın en sevdikleri arasına alacak sırdır sevgili kardeşlerim. Siz isteyeceksiniz Allah’tan, siz isteyeceksiniz ki Allah size verecek. Unutmayın, “talebana vecedena.” buyuruyor Allahû Tealâ, “Kulum, iste ki vereyim.” diyor.
Allah’ın katında bedelsiz hiçbir şey yoktur sevgili kardeşlerim. Ancak lâyık olanlar Allah’ın sonsuz hazinelerinden nasiplenirler. Allah’a en fazla lâyık olduğumuz gün en büyük saadeti yaşamaya başladığımız gündür. Bu sonsuz saadet, bizim Allah’a verdiklerimizle kayıtlıdır. Ne verirsek onun karşılığını alırız. Bir tarladan buğday alabilmek için evvelâ o tarlaya buğday ekmek mecburiyetindeyiz. Öyleyse Allahû Tealâ’nın yolunda O’nun bizim için gösterdiği hedeflere ulaşmak istiyorsak, bu yola baş koyup çalışacağız; Allah için çalışacağız. Ne kadar yorulursak yorulalım, bize yorgunluğu veren Allahû Tealâ o yorgunluğu almasını en iyi bilendir. Ve hiçbir şeyi sebepsiz yapmaz. Her an bir liyakat olayıyla karşı karşıyayız.
Allah’a ulaşmayı dilediğimiz anda Allah’a lâyık olmanın başlangıç noktasına ulaşırız. Ardından mürşidimize tâbî oluruz ve ruhumuz Allah’a doğru yola çıkar. Aynı noktada fizik vücudumuz Allah’a kul olmaya, nefsimiz tezkiyeye ve irademiz de güçlenmeye başlamıştır. İşte sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın yardımıyla gerçekleşen bütün bu teslimler, mutlak olarak bizim gayretimizi gerektirir. İbadetlerin sultanı olan zikre sımsıkı sarılmadıkça Allah’a doğru yol almamız mümkün değildir. Ne kadar çok zikredersek Allah’a teslim yolculuğumuz da o kadar çabuk gerçekleşir ve her teslim kademesinde liyakatimiz de artar. Hem dünya işleri için hem de manevi tekâmülümüz için kanun budur: Gayret, himmet ve nusret. İşte bu üçü birbirine bağlı unsurlardır sevgili kardeşlerim. Biz gayret edeceğiz ki gayretimiz mürşidimizin himmetini getirecek, himmet de Allah’ın yardımını yani nusreti getirecek.
Biz yeter ki çaba sarf edelim sevgili kardeşlerim, eğer hedefimiz Allah’a varmaksa Allah bütün dünyayı bu hedefe ulaşmamız için bize yardımcı kılar.
İşte bu sebeple Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Kim dünya için çalışırsa dünya onu kendisi için çalıştırır. Kim de Allah için çalışırsa Allah bütün dünyayı o kişi için çalıştırır.” buyurmuşlardır.
Öyleyse bütün insanlar için hedef bellidir. Kim Allah’a mülâki olmayı yani ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilerse dileyen her kişi için Allahû Tealâ’nın kapısı açıktır. Böyle bir dizaynda o kişi ruhunu Allah’a ulaştıracak ve ermiş evliya olmanın o büyük huzurunu yaşayacaktır. Allah’a ulaşmayı dileyen herkes 7-8 aylık bir ömrü varsa mutlaka bu hedefe ulaşır. Bu noktaya kişi neyle ulaşmıştır? Emekle, gayretle, çalışmasıyla ulaşmıştır.
Allah’a ulaşmayı dilemek, ehl-i zikre (mürşide) tâbî olmak ve zikir yapmak İslâmî yaşantının temelidir. Bütün ibadetlerinizi en güzel standartlarda yerine getirdikçe huzuru yaşayacağınızı bilmelisiniz sevgili kardeşlerim. Unutmayınız ki Allahû Tealâ hepinizin mutlak olarak nefsinizi tezkiye ve tasfiye etmenizi farz kılıyor. Nefsinizin kalbinin yarıdan fazla temizlenmesi sizi 3. kat cennet saadetine ulaştırır ve Allahû Tealâ bunu zaten garanti ediyor.
O halde ne duruyorsunuz sevgili kardeşlerim, hadi sizler de Allah’a koşun. Sizler de bir an evvel kalben Allah’a ulaşmayı dileyin ve Allah için çalışanlardan olun.
Hepinizin hem cennet hem de dünya saadetine ulaşmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi burada tamamlıyorum.
Allah hepinizden razı olsun.
DR. ABDULCABBAR BORAN