ORUÇ, TAKVA SAHİBİ OLANLAR İÇİN BİR HUZUR VE MUTLULUK VASITASIDIR.
Yazının Giriş Tarihi: 27.02.2026 19:21
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.02.2026 19:22
Allahû Tealâ’nın emrettiği ibadet standartlarından bir tanesi de oruçtur ve üzerimize farzdır. Bakara Suresi 183. Âyette: “Ey âmenû olanlar! Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı (farz kılındığı) gibi sizin üzerinize de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.” buyruluyor.
Allahû Tealâ nasıl ki bütün insanları hanif dinini yaşayabilecek özellikte yaratmışsa, aynı şekilde bütün insanları Ramazan ayı boyunca oruç tutmaya ihtiyacı olan bir yapıda yaratmıştır. Ramazan, vücuttaki toksinlerin atılması açısından insanoğlu için bir kurtuluştur. Oruç, sene içinde vücutta biriken toksinlerin tamamen vücuttan atılması olayıdır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V); “Oruç tutun sıhhat bulun.” buyuruyor. Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’nin verdiği iki yemek nasihatinden ikincisi doymadan kalkmaktır. Ramazanda bütün gün aç kalan vücut, aksini yapmak ister, sakın ona müsaade etmeyin, hep dinç kalın. Sağlığınızın iki altın anahtarı; Acıkmadan sofraya oturmayın.*Doymadan kalkın. İkincisi, iradî yapıyı büyük ölçüde zorlayan bir şey. Aç bir insan sofraya oturduğu zaman, kendisine yetecek kadar olanları yediğinde doymayı hissedemez. Hepinize bizim tavsiyemiz şu: Sofraya oturduğunuz zaman doymadan sofradan ayrılırsanız, birkaç dakika sonra hayretle doymuş olduğunuzu göreceksiniz.
Her şeyden evvel şunu söylemek istiyorum, oruç, bir açlık müessesesi değildir. Gerçekten Allah’a ulaşmayı dileyerek tasavvufa giren, mürşidine tâbî olan kişi, daha ilk orucunda görür ki; Allahû Tealâ açlığı almıştır, Ramazan onun için bir zevk haline gelmiştir. Açlık susuzluk hissetmez, sadece orucun huzurunu ve mutluluğunu yaşar. Oruç manevi açıdan da bize bir yardımcıdır. Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Şeytan insanın vücudunda kanın dolaştığı gibi dolaşır. Oruç tutarak onun geçit yerlerini daraltın. (Buhari, Savm-9)” Oruç, zikrin de bir yardımcısıdır, aynı zamanda bedenin zekâtıdır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbesi gibi oruç tutmak, orucun sadece huzurunu ve zevkini yaşamak, takva sahibi olmayı gerektiriyor. Kimlerdir takva sahibi? Nasıl takva sahibi oluruz? Kur’ân-ı Kerimde Allahû Tealâ hiçbir sorunun cevabını eksik bırakmamıştır. Ve bakıyoruz, Enfâl Suresinin 29. âyet-i kerimesine:
8/ENFÂL-29: “Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.”
Görüldüğü gibi burada Allahû Tealâ îmân eden bir kişiye sesleniyor ama bu îmân eden kişi, henüz takva sahibi değildir. “Ey inanan kişi! Allah’a inanıyorsun. İnanmak kimseyi takva sahibi yapmaz. İnanman yetmez, Allah’a karşı takva sahibi ol!” demiş oluyor. Nasıl takva sahibi olunacağının da tarifini Allahû Tealâ Rûm Suresinin 31. âyetinde veriyor:
30/RÛM-31: “…munîbîne İleyhi ve vettekuhu: Allah’a yönelin ve böylece takva sahibi olun…”
Allah’a yönelmek, fizîken değil, kalple gerçekleşir. Allah ile ilişkilerimizin merkezi kalptir. Allah’a ulaşmayı kalpten dileyenler Allah’a yönelenlerdir. Kişi, olayları yaşar, olayları değerlendirir. Sonra Allah’a ulaşmayı diler. Kim Allah’a mülâki olmayı (ulaşmayı) dilerse o kişi o anda takva sahibi olmuştur. Allahû Tealâ sonra bu kişinin gözlerindeki, işitme hassasının üzerindeki ve kalbindeki engeli kaldırır. Ve bu engeller kaldırılınca kişinin irşad makamına bakış açısı değişir ve mürşidine ulaşmak için hacet namazını kılar. Mürşidine ulaştığı zaman ikinci takva yani tâbiiyet takvası oluşur.
İkinci takva ile ne demek istiyoruz? Kur’ân-ı Kerim’de yedi kademe takva vardır. Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişi, ilk takvanın sahibi olur ve bu kişiye Allah ikinci bir takvayı emrediyor:
5/MÂİDE-35: “Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Allaha ulaşmayı dileyen herkese Allah diyor ki: “Allah’a karşı takva sahibi ol. Allah’a ulaştıracak olan vesileyi Allah’tan iste ve O’nun yolunda cihad et. Umulur ki; felâha erersin.”
“Mürşidini Allah’tan iste ve Allah yolunda cihad et.” buyruluyor. Buradaki cihad, nefs tezkiyesi yani kişinin nefsiyle cihad etmesidir. Nefs tezkiyesi de zikirle gerçekleşen bir olaydır. Mürşidine ulaşıp tâbiiyetiyle beraber nefsinin de zikirle tezkiye olması söz konusu olduğu cihetle kişinin ruhu Allah’a ulaşır ve böylece üçüncü takva ile Allah’ın ermiş evliyasından olur. Bu kişi Yûnus Suresinin 62, 63, 64. âyetlerindeki müjdeye nail olmayı, dünya mutluluğunun da yarısına sahip olmayı başarmıştır. İşte Allah’a ulaşmayı dileyen kişi hem dünya müjdesini hem de ahiret müjdesini almıştır.
10/YÛNUS-62,63,64: “Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi? Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır. Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah’ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.”
Öyleyse korkuyu Allah’ın devre dışı bıraktığı bir insan: “Onlara korku yoktur. Onlar âmenû olmuşlardır. Allah’a ulaşmayı dilemişlerdir ve böylece Allah’a ulaşmayı diledikleri için takva sahibi olmuşlardır. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır.”Öyleyse kişi takva sahibi değilken Allah’tan korkuyor ama takva sahibi olduğunda Allah’ın, kendisini cezalandıran değil, mükâfatlar veren bir Allah olduğunu görüyor ve Allah’ı seviyor, korkunun yerini sevgi alıyor.
Hepinizin Allah’a ulaşmayı dileyerek iki cihan saadetine ulaşmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi inşallah burada tamamlıyorum ve sizleri çok seviyorum.
Allah hepinizden razı olsun.
DR. ABDULCABBAR BORAN
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
ORUÇ, TAKVA SAHİBİ OLANLAR İÇİN BİR HUZUR VE MUTLULUK VASITASIDIR.
Allahû Tealâ’nın emrettiği ibadet standartlarından bir tanesi de oruçtur ve üzerimize farzdır. Bakara Suresi 183. Âyette: “Ey âmenû olanlar! Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı (farz kılındığı) gibi sizin üzerinize de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.” buyruluyor.
Allahû Tealâ nasıl ki bütün insanları hanif dinini yaşayabilecek özellikte yaratmışsa, aynı şekilde bütün insanları Ramazan ayı boyunca oruç tutmaya ihtiyacı olan bir yapıda yaratmıştır. Ramazan, vücuttaki toksinlerin atılması açısından insanoğlu için bir kurtuluştur. Oruç, sene içinde vücutta biriken toksinlerin tamamen vücuttan atılması olayıdır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V); “Oruç tutun sıhhat bulun.” buyuruyor. Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’nin verdiği iki yemek nasihatinden ikincisi doymadan kalkmaktır. Ramazanda bütün gün aç kalan vücut, aksini yapmak ister, sakın ona müsaade etmeyin, hep dinç kalın. Sağlığınızın iki altın anahtarı; Acıkmadan sofraya oturmayın.*Doymadan kalkın. İkincisi, iradî yapıyı büyük ölçüde zorlayan bir şey. Aç bir insan sofraya oturduğu zaman, kendisine yetecek kadar olanları yediğinde doymayı hissedemez. Hepinize bizim tavsiyemiz şu: Sofraya oturduğunuz zaman doymadan sofradan ayrılırsanız, birkaç dakika sonra hayretle doymuş olduğunuzu göreceksiniz.
Her şeyden evvel şunu söylemek istiyorum, oruç, bir açlık müessesesi değildir. Gerçekten Allah’a ulaşmayı dileyerek tasavvufa giren, mürşidine tâbî olan kişi, daha ilk orucunda görür ki; Allahû Tealâ açlığı almıştır, Ramazan onun için bir zevk haline gelmiştir. Açlık susuzluk hissetmez, sadece orucun huzurunu ve mutluluğunu yaşar. Oruç manevi açıdan da bize bir yardımcıdır. Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Şeytan insanın vücudunda kanın dolaştığı gibi dolaşır. Oruç tutarak onun geçit yerlerini daraltın. (Buhari, Savm-9)” Oruç, zikrin de bir yardımcısıdır, aynı zamanda bedenin zekâtıdır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbesi gibi oruç tutmak, orucun sadece huzurunu ve zevkini yaşamak, takva sahibi olmayı gerektiriyor. Kimlerdir takva sahibi? Nasıl takva sahibi oluruz? Kur’ân-ı Kerimde Allahû Tealâ hiçbir sorunun cevabını eksik bırakmamıştır. Ve bakıyoruz, Enfâl Suresinin 29. âyet-i kerimesine:
8/ENFÂL-29: “Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.”
Görüldüğü gibi burada Allahû Tealâ îmân eden bir kişiye sesleniyor ama bu îmân eden kişi, henüz takva sahibi değildir. “Ey inanan kişi! Allah’a inanıyorsun. İnanmak kimseyi takva sahibi yapmaz. İnanman yetmez, Allah’a karşı takva sahibi ol!” demiş oluyor. Nasıl takva sahibi olunacağının da tarifini Allahû Tealâ Rûm Suresinin 31. âyetinde veriyor:
30/RÛM-31: “…munîbîne İleyhi ve vettekuhu: Allah’a yönelin ve böylece takva sahibi olun…”
Allah’a yönelmek, fizîken değil, kalple gerçekleşir. Allah ile ilişkilerimizin merkezi kalptir. Allah’a ulaşmayı kalpten dileyenler Allah’a yönelenlerdir. Kişi, olayları yaşar, olayları değerlendirir. Sonra Allah’a ulaşmayı diler. Kim Allah’a mülâki olmayı (ulaşmayı) dilerse o kişi o anda takva sahibi olmuştur. Allahû Tealâ sonra bu kişinin gözlerindeki, işitme hassasının üzerindeki ve kalbindeki engeli kaldırır. Ve bu engeller kaldırılınca kişinin irşad makamına bakış açısı değişir ve mürşidine ulaşmak için hacet namazını kılar. Mürşidine ulaştığı zaman ikinci takva yani tâbiiyet takvası oluşur.
İkinci takva ile ne demek istiyoruz? Kur’ân-ı Kerim’de yedi kademe takva vardır. Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişi, ilk takvanın sahibi olur ve bu kişiye Allah ikinci bir takvayı emrediyor:
5/MÂİDE-35: “Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Allaha ulaşmayı dileyen herkese Allah diyor ki: “Allah’a karşı takva sahibi ol. Allah’a ulaştıracak olan vesileyi Allah’tan iste ve O’nun yolunda cihad et. Umulur ki; felâha erersin.”
“Mürşidini Allah’tan iste ve Allah yolunda cihad et.” buyruluyor. Buradaki cihad, nefs tezkiyesi yani kişinin nefsiyle cihad etmesidir. Nefs tezkiyesi de zikirle gerçekleşen bir olaydır. Mürşidine ulaşıp tâbiiyetiyle beraber nefsinin de zikirle tezkiye olması söz konusu olduğu cihetle kişinin ruhu Allah’a ulaşır ve böylece üçüncü takva ile Allah’ın ermiş evliyasından olur. Bu kişi Yûnus Suresinin 62, 63, 64. âyetlerindeki müjdeye nail olmayı, dünya mutluluğunun da yarısına sahip olmayı başarmıştır. İşte Allah’a ulaşmayı dileyen kişi hem dünya müjdesini hem de ahiret müjdesini almıştır.
10/YÛNUS-62,63,64: “Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi? Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır. Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah’ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.”
Öyleyse korkuyu Allah’ın devre dışı bıraktığı bir insan: “Onlara korku yoktur. Onlar âmenû olmuşlardır. Allah’a ulaşmayı dilemişlerdir ve böylece Allah’a ulaşmayı diledikleri için takva sahibi olmuşlardır. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır.”Öyleyse kişi takva sahibi değilken Allah’tan korkuyor ama takva sahibi olduğunda Allah’ın, kendisini cezalandıran değil, mükâfatlar veren bir Allah olduğunu görüyor ve Allah’ı seviyor, korkunun yerini sevgi alıyor.
Hepinizin Allah’a ulaşmayı dileyerek iki cihan saadetine ulaşmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi inşallah burada tamamlıyorum ve sizleri çok seviyorum.
Allah hepinizden razı olsun.
DR. ABDULCABBAR BORAN