MUTLULUK İNSANIN ALLAH’LA İLİŞKİLERİ ÜZERİNE KURULMUŞ HEDEFTİR
Yazının Giriş Tarihi: 08.08.2025 16:13
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.08.2025 16:17
Allah’ın bütün insanlar için dileği, insanların iki cihan saadetini yaşamasıdır. Kur’ân-ı Kerim bu açıdan bütün insanlar için bir mutluluk davetiyesi ve saadet garantisidir. İşte bu yüzden Allah, Kur’ân-ı Kerim’de hiçbir şeyi eksik bırakmamış.
EN’ÂM-38’de Allahû Tealâ “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” diyor ve ardından Kur’ân’ın insanlar için birer öğüt, şifa, hidayet ve rahmet olduğunu söylüyor.
10/YUNÛS-57: Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü’minlere hidayet ve rahmet gelmiştir.
Nefsin şifası, insanın daimî mutluluğu yaşamasına bağlıdır. Allah insanın daimî mutluluğu elde edebilmesi için Kur’ân’da şartlar koymuş. Bu şartların sonucunda da hem cennet mutluluğunu, hem dünya mutluluğunu garanti etmiş. Nefsimizin kalbindeki hastalıkların şifasının da sadece bir dileğe bağlı olduğunu belirtmiş. Yani, Allahû Tealâ diyorsa ki: “Kim Bana ulaşmayı dilerse o kurtulmuştur.” o zaman sadece bize düşen, kalben bir dilekle “Allah’a ulaşmayı dilemek.”
42/ŞÛRÂ-13: “…Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayattayken Kendisine ulaştırır).”
Bu dilek kalpte nasıl oluşur? Şöyle ki; her insan yaşadığı zaman içinde bir takım olaylara maruz kalır. Dünyaya göre ölçümleme yapan herkes bize zarar veren olaylardan üzüntü duyar, bizim fayda elde ettiğimiz olaylardan da sevinç duyar. Fakat Allah’ın değerlendirme şekli böyle değildir. Kur’ân’a göre, hangi olay bize derecat kazandırıyorsa o hayırdır. Hangi olay bize derecat kaybettiriyorsa o şerdir. Önemli olan, bu olaylardan bizi Allah’ın hedef gösterdiği sonuçlara ulaştıracak olan neticeleri çıkarabilmek ve bir karara varabilmektir. Bütün olayların arkasında yatan gerçeğe ulaşmak ve onu geleceğimizin bir merdiveni olarak kullanmaktır.
Bütün olayların arkasında yatan gerçek, sadece kişinin Allah’a ulaşma dileğini kalbinden talep etmesidir. “Yarabbi! Ben ruhumu Sana şu dünya hayatını yaşarken ulaştırmak istiyorum. Ben de Senin ermiş evliyalarından birisi olmak istiyorum.” diye dilekte bulunmaktır.
30/RÛM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
39/ZUMER–17: Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Bu dileği kalpten dileyenler hem müşrik olmaktan kurtulur hem de cennetle müjdelenir. Fakat cennet bu kadar yakınken biz insanlar kendi aklımızla, başarılar elde etmek için her yöne yöneliriz. Fakat başarıya giden yol tektir ve Allah’a yönelmektir. Bu yönelme, kişiyi mürşidine tâbiiyete götürür. Çünkü Allah o kişinin kalbine mürşid sevgisini koymuştur. Kişi artık Allah’tan mürşidini ister hale gelmiştir.
1/FÂTİHA-5: (Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
Mürşidini Allah’tan hacet namazı ile talep eden kişi, Allah’ın gösterdiği mürşide tâbî olur (Bakara 45). Böylece Allah’a teslim olmak için adım atılmıştır. Nedir bu teslimler? Ruhumuz, fizik vücudumuz, nefsimiz ve irademiz. Her şeyin başı İslâm, yani Allah’a teslim olmak demektir. Allah da bizlerin kendisine yönelmemizi ve hepimizin toptan silm’e yani teslime girmemizi buyuruyor.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde bu konuyla ilgili buyuruyor ki: “Sana bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi? Her işin başı İslâm, direği namaz, doruğu cihaddır.” Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bu hadîs-i şerifinde İslâm’ın en başta teslim dini olduğunu, direğinin namaz ki “bu namaz mürşidimizi görmek için kıldığımız hacet namazı” ve ardından nefsimizle yaptığımız mücadeleyi anlatmak istemiştir. Bu cihad insanın nefsiyle yaptığı en büyük mücadeledir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu konuya ilişkin başka bir hadîsinde ise şöyle buyuruyor: “Artık küçük cihadlar bitti (biten, savaşlar). Şimdi büyük cihad başlıyor. Büyük cihad, nefsinizle yapacağımız cihaddır.”
2/BAKARA-208: Ey âmenû olanlar! Hepiniz silm’e dahil olun (Allah’a teslim olun)! Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır.
Yaratılış gayemiz Allah’a kul olmak, teslimlerimizi yapmak, şeytana kul olmaktan kurtulmak ve bunun için de nefsimizle mücadele etmekse bunun da tek bir anahtarı var. O da; Allah’a ulaşma dileğiyle birlikte yapmaya başladığımız zikir. Yani Hanif fıtratını yaşayabilmemizin olmazsa olmaz şartı Allah zikri. Zikir yaptıkça kalbe rahmet, fazl ve salâvat nurları gelmeye başlar. Zikrimizle kalbimizdeki nurlar %51’e ulaştığı zaman ruh emanetimizi Allah’a teslim ederiz. Bu, Allah’a birinci teslimimizdir. Bu noktaya kadar %100 Allah’ın yardımıyla geliriz. Bundan sonra artık nefisimizle mücadelemiz başlar. Nefsimizin afetlerini dış düşmanımız olan şeytanın elinden kurtarabilmemiz için tek reçete yine zikirdir. Allah’tan alabileceğimiz ne kadar güzellik varsa hepsini “Allah” diyerek alabiliriz. Bütün hedeflere bizi ulaştıracak yegâne anahtar, kâinatın sırrı Allah zikri, Allah demektir.
Ruhumuz Allah’a ulaştığı noktadan itibaren de zikrimizi artırmak için daha fazla gayret etmemiz gerekir. Allah’a tevekkül edip zikrini daha da artıran kişi fizik vücudunu Allah’a teslim edecektir. Bu ikinci teslimdir. Zikir arttıkça şeytanın artık o kişinin nefs afetlerine tesir sahası azalacaktır. Artık kişi Allah’a daha yakın, şeytandan bir o kadar uzaktır. Kalp daimî zikre ulaştığı zaman ise nefsin afetlerinden tamamen temizlenmiş olup, 24 saat zikir ve artık daimî mutluluğun sahibi olur.
Hepimizin tüm bu güzelliklere ulaştırmasını Efendimizin himmetiyle Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok seviyoruz. Allah hepinizden razı olsun.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
MUTLULUK İNSANIN ALLAH’LA İLİŞKİLERİ ÜZERİNE KURULMUŞ HEDEFTİR
Allah’ın bütün insanlar için dileği, insanların iki cihan saadetini yaşamasıdır. Kur’ân-ı Kerim bu açıdan bütün insanlar için bir mutluluk davetiyesi ve saadet garantisidir. İşte bu yüzden Allah, Kur’ân-ı Kerim’de hiçbir şeyi eksik bırakmamış.
EN’ÂM-38’de Allahû Tealâ “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” diyor ve ardından Kur’ân’ın insanlar için birer öğüt, şifa, hidayet ve rahmet olduğunu söylüyor.
10/YUNÛS-57: Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü’minlere hidayet ve rahmet gelmiştir.
Nefsin şifası, insanın daimî mutluluğu yaşamasına bağlıdır. Allah insanın daimî mutluluğu elde edebilmesi için Kur’ân’da şartlar koymuş. Bu şartların sonucunda da hem cennet mutluluğunu, hem dünya mutluluğunu garanti etmiş. Nefsimizin kalbindeki hastalıkların şifasının da sadece bir dileğe bağlı olduğunu belirtmiş. Yani, Allahû Tealâ diyorsa ki: “Kim Bana ulaşmayı dilerse o kurtulmuştur.” o zaman sadece bize düşen, kalben bir dilekle “Allah’a ulaşmayı dilemek.”
42/ŞÛRÂ-13: “…Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayattayken Kendisine ulaştırır).”
Bu dilek kalpte nasıl oluşur? Şöyle ki; her insan yaşadığı zaman içinde bir takım olaylara maruz kalır. Dünyaya göre ölçümleme yapan herkes bize zarar veren olaylardan üzüntü duyar, bizim fayda elde ettiğimiz olaylardan da sevinç duyar. Fakat Allah’ın değerlendirme şekli böyle değildir. Kur’ân’a göre, hangi olay bize derecat kazandırıyorsa o hayırdır. Hangi olay bize derecat kaybettiriyorsa o şerdir. Önemli olan, bu olaylardan bizi Allah’ın hedef gösterdiği sonuçlara ulaştıracak olan neticeleri çıkarabilmek ve bir karara varabilmektir. Bütün olayların arkasında yatan gerçeğe ulaşmak ve onu geleceğimizin bir merdiveni olarak kullanmaktır.
Bütün olayların arkasında yatan gerçek, sadece kişinin Allah’a ulaşma dileğini kalbinden talep etmesidir. “Yarabbi! Ben ruhumu Sana şu dünya hayatını yaşarken ulaştırmak istiyorum. Ben de Senin ermiş evliyalarından birisi olmak istiyorum.” diye dilekte bulunmaktır.
30/RÛM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
39/ZUMER–17: Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Bu dileği kalpten dileyenler hem müşrik olmaktan kurtulur hem de cennetle müjdelenir. Fakat cennet bu kadar yakınken biz insanlar kendi aklımızla, başarılar elde etmek için her yöne yöneliriz. Fakat başarıya giden yol tektir ve Allah’a yönelmektir. Bu yönelme, kişiyi mürşidine tâbiiyete götürür. Çünkü Allah o kişinin kalbine mürşid sevgisini koymuştur. Kişi artık Allah’tan mürşidini ister hale gelmiştir.
1/FÂTİHA-5: (Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
Mürşidini Allah’tan hacet namazı ile talep eden kişi, Allah’ın gösterdiği mürşide tâbî olur (Bakara 45). Böylece Allah’a teslim olmak için adım atılmıştır. Nedir bu teslimler? Ruhumuz, fizik vücudumuz, nefsimiz ve irademiz. Her şeyin başı İslâm, yani Allah’a teslim olmak demektir. Allah da bizlerin kendisine yönelmemizi ve hepimizin toptan silm’e yani teslime girmemizi buyuruyor.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde bu konuyla ilgili buyuruyor ki: “Sana bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi? Her işin başı İslâm, direği namaz, doruğu cihaddır.” Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bu hadîs-i şerifinde İslâm’ın en başta teslim dini olduğunu, direğinin namaz ki “bu namaz mürşidimizi görmek için kıldığımız hacet namazı” ve ardından nefsimizle yaptığımız mücadeleyi anlatmak istemiştir. Bu cihad insanın nefsiyle yaptığı en büyük mücadeledir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu konuya ilişkin başka bir hadîsinde ise şöyle buyuruyor: “Artık küçük cihadlar bitti (biten, savaşlar). Şimdi büyük cihad başlıyor. Büyük cihad, nefsinizle yapacağımız cihaddır.”
2/BAKARA-208: Ey âmenû olanlar! Hepiniz silm’e dahil olun (Allah’a teslim olun)! Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır.
Yaratılış gayemiz Allah’a kul olmak, teslimlerimizi yapmak, şeytana kul olmaktan kurtulmak ve bunun için de nefsimizle mücadele etmekse bunun da tek bir anahtarı var. O da; Allah’a ulaşma dileğiyle birlikte yapmaya başladığımız zikir. Yani Hanif fıtratını yaşayabilmemizin olmazsa olmaz şartı Allah zikri. Zikir yaptıkça kalbe rahmet, fazl ve salâvat nurları gelmeye başlar. Zikrimizle kalbimizdeki nurlar %51’e ulaştığı zaman ruh emanetimizi Allah’a teslim ederiz. Bu, Allah’a birinci teslimimizdir. Bu noktaya kadar %100 Allah’ın yardımıyla geliriz. Bundan sonra artık nefisimizle mücadelemiz başlar. Nefsimizin afetlerini dış düşmanımız olan şeytanın elinden kurtarabilmemiz için tek reçete yine zikirdir. Allah’tan alabileceğimiz ne kadar güzellik varsa hepsini “Allah” diyerek alabiliriz. Bütün hedeflere bizi ulaştıracak yegâne anahtar, kâinatın sırrı Allah zikri, Allah demektir.
Ruhumuz Allah’a ulaştığı noktadan itibaren de zikrimizi artırmak için daha fazla gayret etmemiz gerekir. Allah’a tevekkül edip zikrini daha da artıran kişi fizik vücudunu Allah’a teslim edecektir. Bu ikinci teslimdir. Zikir arttıkça şeytanın artık o kişinin nefs afetlerine tesir sahası azalacaktır. Artık kişi Allah’a daha yakın, şeytandan bir o kadar uzaktır. Kalp daimî zikre ulaştığı zaman ise nefsin afetlerinden tamamen temizlenmiş olup, 24 saat zikir ve artık daimî mutluluğun sahibi olur.
Hepimizin tüm bu güzelliklere ulaştırmasını Efendimizin himmetiyle Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok seviyoruz. Allah hepinizden razı olsun.