KİM ALLAH’IN AHDİNİ YERİNE GETİRİRSE BU DÜNYADA SALİHLERDEN OLUR

Yazının Giriş Tarihi: 02.01.2026 16:58
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.01.2026 16:59

Sevgili kardeşlerim, Kur’ân-ı Kerim’e baktığımız zaman Allahû Tealâ’nın insanı üç vücuttan müteşekkil kıldığını görüyoruz. Bu üç vücudumuzdan da Allah’a teslim olacaklarına dair ezelde sözler almış sevgili kardeşlerim. Ruhumuzdan misak almış (Ra’d-20), nefsimizden yemin almış (Muddessir-38, 39, 40), fizik vücudumuzdan ahd almış (Yâsîn-60,61) ve böylece bir bütün oluşmuş; yemin, misak ve ahdden oluşan bir bütün.

Allahû Tealâ Enâm-152’de buyuruyor ki: “ve bi ahdillâhi evfû: Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin).” Görüyoruz ki Allah’ın ahdini yerine getirmek hepimizin üzerine farz. Öyleyse gelin, hep birlikte kâlû belâ gününe gidelim ve insanın Allah’a verdiği sözlere daha yakından bakalım sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ buyuruyor ki: 7/ A’râf-172: Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

5/MÂİDE-7 Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki Allah göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.Bu iki âyette açıkça görüldüğü gibi, Alahû Tealâ ezelde Âdem (A.S)’ın sırtından onun çocuklarını çıkartıyor. Her bir çocuğunun sırtından onların çocuklarını çıkartıyor. Onların çocuklarının sırtından diğerlerini çıkartıyor. Ve Allahû Tealâ soruyor: “e lestu birabbikum: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” “kâlû: Dediler ki, belâ: Evet.”Hepimiz kalbimizde Allah’ın sözünü işitiyoruz. Allahû Tealâ bizim gibi konuşarak, kulaklarımızdan bize seslenmiyor. O Kendi sesiyle söylüyor, kalbimizde işitiyoruz. Ama biz sesle diyoruz ki: “Evet, sen bizim Rabbimizsin.” Bunun üzerine Allahû Tealâ bizlere diyor ki: “Ben sizin Rabbiniz olduğuma göre, ey nefsler! Bana teslim olacağınıza dair sizlerden yemin istiyorum. Ey ruhlar! Bana teslim olacağınıza dair sizlerden misak istiyorum. Ey fizik vücutlar! Bana teslim olacağınıza dair sizlerden ahd istiyorum.”Kur’ân-ı Kerim’e baktığımız zaman insanla Allah arasında Allah’ın dizayn ettiği 28 basamaklık bir İslâm merdiveni vardır. Bu 28 basamaklık merdivenin bütünü içerisinde; birinci basamakta olayları yaşarız. Herkes yaşar. İkinci basamakta olayların değerlendirilmesi vardır. Kişi yaşadığı olaylar sonucunda bir muhakemeye varır; ya Allah’a yönelir, Allah’a ulaşmayı diler, ya da dilemeyerek olayları yaşamaya devam eder. Biliniz ki yaşadığınız her musibet sizin Allah’a ulaşmayı dilemeniz, bu duayı yapmanız içindir: “Ya Rabbi, ölmeden evvel ben de ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur beni de ermiş evliyalarından kıl.”

Kim Allah’a ulaşmayı dilerse üçüncü basamağa yükselir. 3. basamakta Allah kişiye furkanlar verir ve günahlarını örter. Kişi önce huşû sahibi olur ve 14. basamakta mürşidine tâbî olur. Allahû Tealâ bu geçidi geçerken size büyük bir mükâfat daha veriyor: O güne kadarki bütün günahlarınızı bir de sevaba çeviriyor. Herkes günahkârdır, herkes günah işler. Günahlarının affedilip sevaba çevrildiği yer burasıdır: 14. basamak; Allah’a ulaşmayı dilemek kaydıyla 10 tane ihsanla mürşidinize gelip, ulaşıp tâbî olduğunuz basamak. Tâbî oldunuz ve Allah bütün günahlarınızı Furkan Suresinin 70. âyet-i kerimesi gereğince sevaba çevirir. Tâbiiyetle beraber kişinin ruhu vücudundan ayrılarak Sıratı Mustakîm üzerine yerleşir ve kişinin yaptığı zikirle ruhu 7 gök katı yükselerek 21. basamakta Allah’a ulaşır ve 22. basamakta Allah’ın Zat’ında yok olur, ifna olur. Burası misakimizin gerçekleştiği nokta yani ruhumuzun dünya hayatında Allah’a teslim olduğu kademedir. Buraya kadar Allah’ın garantisi vardır, Allah buraya kadar olan vetireyi Allah’a ulaşmayı dileyen herkese hediye eder.

Bu noktadan sonra kişi yoluna devam ederse zikir artışıyla beraber yeminimiz olan nefsimizin afetlerden arınarak Allah’a teslimi, 25. basmakta gerçekleşir. Bir gün daimî zikrin sahibi olmak üzere yola çıkan kişi 28. basamakta daimî zikre ulaşırsa, 28. basamağın beşinci kademesinde salâha ulaşır, yani Salihlerden olur. Bütün insanlara açık olan kademeler buraya kadardır. 28 basamağın 5. kademesine kadar. Bu da üzerimize farzdır:

3/ÂLİ İMRÂN-102: “Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!”

Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe Allah’a bu teslim-i küllî ile teslim olmuşlardı. Hakka tukatihi takvanın, bihakkın takvanın, Hakk’ul yakîn takvasının sahibi olmuşlardı. Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe İslâm'ı ve İslâm'ın getirdiği kademeler boyunca gelişen bu muhteşem saadeti yaşadılar, yaşadılar, yaşadılar.

Hadîsi şerifte ise irşada ulaşmış salihlerden bahsediliyor; “Ümmetimin büyükleri” buyruluyor, “göğüslerinin selâmeti, kalplerinin merhameti ve cömertlikleri sayesinde cennete girerler.” buyruluyor.

Salihlerin vasıfları çok namaz kılmak, çok oruç tutmak değil, elbette Rasûlullah (S.A.V)’in sünnetine uygun olarak 7 vakit namaz kılarlar, elbette sünnete uygun olarak Ramazan ayının dışında her Perşembe oruç tutarlar ama asıl olan göğüslerinin selameti, yani nefslerindeki afetlerin daimî zikirle tamamen yok olması ve emanetleri bir bir Allah’a teslim etmiş olmalarıdır. Evvelâ ruhlarını, sonra fizik vücutlarını, sonra nefslerini ardından iradelerini Allah’a teslim etmiş olmalarıdır. İşte bu, dünya mutluluğunun bütünüdür. İşte bu, ahiret saadetinin en üst katıdır.

İşte burası o kişinin dünya saadetini de elde ettiği yaşadığı, İslâm olduğu yerdir. Evvelâ Allah’a ruhunu, fizik vücudunu ve nefsini teslim ettiği için teslim açısından İslâm olmuştur. İkincisi de iç âleminde de dış âleminde de Allah ile olan ilişkilerinde de kesintisiz bir saadeti yaşadığı için bu kişi selâmete ermiştir. İşte böylece dünya saadeti bu kişinin olmuştur. Hem teslim açısından hem dünya saadetini yaşamak açısından bu kişi, İslâm olmak şerefine ermiştir.

Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ'nın hepinizi İslâm'ın bütününü yaşayarak bu sonsuz mutluluğa ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi inşaallah burada tamamlamak istiyorum.

Allah hepinizden razı olsun.

DR. ABDULCABBAR BORAN

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.