Dünyada rahat yoktur diyorlar; lâ rahate fid dünya. Dünyada rahat yoktur demek, dünyada sulh ve sükûn yoktur, mutluluk yoktur demek. Acaba rahattan ne kastediliyor? Ne zaman rahat edersiniz, rahat hissedersiniz kendinizi? Probleminiz olmadığı zaman. Nedir rahat olmak? Rahat olmak, mutlu olmak demektir. Rahat olmak ve mutlu olmak ne ile ifade edilir? Sulh ve sükûn haliyle ifade edilir. İç dünyanızda kesintisiz bir sulh ve sükûn hâli, bir rahatlık hâli oluşmalıdır. Dış dünyanızda kesintisiz bir mutluluk hâli, bir rahatlık hâli oluşmalıdır. Allah ile olan ilişkilerinizde de kesin bir mutluluk hâli oluşmalıdır. Kesintisiz bir rahatlık, bir mutluluk. Kur’ân-ı Kerim bunu farz kılmış mı? Allah, hedef olarak mutlu olmamızı Kur’ân’da belirtmiştir. Yaratılış gayemiz Allah’a kul olmak.
Zâriyât-56’da: “Biz, insanları ve cinleri başka bir şey için değil; (Allah'a) Bize, kul olsunlar diye yarattık.” buyruluyor.
Allahû Teâlâ’nın yarattığı insandan istediği tek bir şey vardır; o insanın mutlu olması. Allah’a kul olması için yaratılan insanın mutlu olması ise sadece ve sadece şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmasına bağlıdır. Şu mutluluğa gelin beraberce bakalım. Allahû Tealâ, insanlara Allah’a kul olmayı emrettiği cihetle acaba nereye yönlendirmek istiyor? Mutluluğa sevgili kardeşlerim. Şu, dünyada rahat yoktur iddiasının aksini ispat etmeye çağırıyor Allahû Tealâ:
39/ZUMER-17: “vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâd(ibâdi): Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!”
Ne yaparak kurtarmışlar? Allah’a yönelmişler, Allah’a ulaşmayı dilemişler. Diledikleri anda da taguta kul olmaktan kendilerini kurtarmışlar. “Onlara müjdeler vardır; kullarımı müjdele.” diyor Allahû Tealâ. Yani bütün sahâbe, bütün insanlar gibi başlangıçta taguta kul idi. Yani onlar için de dünyada rahat yoktu. Zaten her türlü yanlışlık, bütün sahâbe tarafından, sahâbe olmadan evvelki hayatlarında tahakkuk ediyordu. Yol kesip kervan soyuyorlardı. Fal oklarına bakıyorlardı. Küçücük kız çocuklarını küçücükken, 2-3 yaşında iken, belki de daha henüz bebekken diri diri mezara gömüyorlardı. Bütün kabileler arasında kan davası vardı. Herkes birbirini öldürüyordu. Kadınlara saldırmak, yanlış davranışların hepsi, sahâbede sahâbe olmadan evvel mevcuttu.
Öyleyse onlar için gerçekten dünyada rahat yoktu. Her an tetik üzerindeydiler. Her an düşmanlarından biri onları öldürmek için gelebilirdi, kan davaları sebebiyle. Onun için Allahû Tealâ: Âli İmrân-103’te: “Siz birbirinizin can düşmanıydınız. Sonra Allah sizin kalplerinizi telif etti de can dostları oldunuz. Siz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın (Allah’a ulaşmayı dileyin). Siz bir ateş çukurunun kenarındaydınız da Allahû Tealâ sizi, o ateş çukurundan kurtardı; kalplerinizi telif etti ve sizleri birbirinize dost kıldı. Birbirinize sevdirdi, birbirinizin dostu kıldı, can dostları yaptı.” diyor.
Öyleyse ondan evvel sahâbe de dünyada rahat yüzü görmeyen insanlardı. Ama ya sahâbe olduktan sonra, ya daimî zikre ulaştıkları zaman? O zaman dünyadaki en mutlu insanları oluşturdular. Mutluluksa rahata tam bir eşitlik sağlar.
Mutluluk, aynı zamanda Allah’ın temel emridir. Neden öyle söylüyoruz? Çünkü nefs devamlı insanı huzursuz edecek meseleler icat edecektir. Şeytan da ona vesvese verecektir. Bir insan nefs tezkiyesini bilmiyor ve yapmıyorsa mutlu olamaz. Bu sebeple nefs tezkiyesini de nefs tasfiyesini de Allah farz kılmış üzerimize. Şems-9: “Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.” buyruluyor.
Öyleyse mutluluk insanların zannettiği gibi zenginlikle değil, şan şöhretle değil, makamla değil, başarıyla değil; mutluluk Allah’ın zikriyledir. İnsanlar Kur’ân-ı Kerim’de özellikle Yûnus Suresinin 57 ve 58. âyetlerinde: “Ey insanlar! Size Rabbinizden öğüt ve göğsünüzdeki hastalıklara şifa geldi. Bu, mü’minler için rahmet ve hidayettir.” diyor ama Yûnus-58’de Allahû Tealâ: “Mutlu olmak isteyenler bununla mutlu olsunlar.” diyor. Neyle mutlu olsunlar? Yani nefsin manevî kalbindeki afetleri zikirle temizlesinler ve böylece iki cihan saadetinin sahibi olsunlar. Allah’ı zikretmek (Allah’a ulaşmayı diledikten ve mürşide tâbiiyetten sonra yapılan zikirden bahsediyoruz) nefsin afetlerini temizleyen ve sizi huzura ulaştıran tek ibadettir. Allahû Tealâ Ra’d-28’de “Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?” buyuruyor.
Öyleyse Allah’ın insanlardan istediği hedef, herkesin zirve noktada mutluluğu yaşaması. Bu mümkün müdür? Evet, bir dilekle ve mürşide tâbiiyetle mutlaka herkes için kapılar açık. Kim size derse ki: “Mürşide ulaşmadan, kimse cennete ulaşamaz.” Doğru değil. Kur’ân-ı Kerim’e uymuyor. Allah’a ulaşmayı dileyen herkes, dilediği andan itibaren Allah’ın cennetinin sahibidir. Kendini aldatmasın. Sözle dilemek başka şey, kalpten dilemek başka şey. Kalpten dilediği zaman o kişinin her şeyi değişir. Namaz kılmayı sevmeye başlar, oruç tutmayı sevmeye başlar, zekât vermeyi sevmeye başlar. Allah’ın bütün güzellikleri ona güzel görünmeye başlar. O kişi mutluluğu yaşamaya başlamıştır bile. Dünyada rahat onun için, bu ibadetleri yaparken başlar. Dilerse kişi, bu noktadan itibaren mutluluk için ilk adım atılacaktır. Allah’a ulaşmayı diledikten sonra rahat başlar. Neden başlar? Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes tagutla devamlı bir ilişki içerisindedir. Tagut; insan ve cin şeytanlar. Ve tagut, o insanlara münkerle ve fuhuşla emrederler. Nûr-21’de Allahû Tealâ diyor ki:
“Sakın şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Kim şeytanın adımlarına tâbî olursa onlar, münkerle ve fuhuşla emrolunurlar. Ve Allah’ın rahmeti ve fazlı üzerinize olmazsa içinizden hiç biriniz nefsinizi tezkiye edemezsiniz.” diyor. Yani mutluluğun; dünya mutluluğunun yarısına dahi ulaşamazsınız. Hep şeytanın, insan ve cin şeytanların telkinlerine açık olursunuz. Ve hep huzursuz olursunuz, hep büyük sıkıntıları yaşarsınız. Bir hadîs-i şerifte (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor: "Mü’min için Allah’a Vuslat’tan (kavuşmaktan) başka bir rahat, saadet yoktur." (Ramûzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 4505)
Öyleyse şu dünyaya gelen bütün insanlar, Allah’a ulaşmayı dilemek mecburiyetindedirler. Her şey onunla başlar. Dünyada rahat olduğunu görecektir bir hiç karşılığı; sadece bir dilek: Allah’a ulaşmayı dilemek.
DR. ABDULCABBAR BORAN.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
DÜNYADA RAHAT VARDIR
Dünyada rahat yoktur diyorlar; lâ rahate fid dünya. Dünyada rahat yoktur demek, dünyada sulh ve sükûn yoktur, mutluluk yoktur demek. Acaba rahattan ne kastediliyor? Ne zaman rahat edersiniz, rahat hissedersiniz kendinizi? Probleminiz olmadığı zaman. Nedir rahat olmak? Rahat olmak, mutlu olmak demektir. Rahat olmak ve mutlu olmak ne ile ifade edilir? Sulh ve sükûn haliyle ifade edilir. İç dünyanızda kesintisiz bir sulh ve sükûn hâli, bir rahatlık hâli oluşmalıdır. Dış dünyanızda kesintisiz bir mutluluk hâli, bir rahatlık hâli oluşmalıdır. Allah ile olan ilişkilerinizde de kesin bir mutluluk hâli oluşmalıdır. Kesintisiz bir rahatlık, bir mutluluk. Kur’ân-ı Kerim bunu farz kılmış mı? Allah, hedef olarak mutlu olmamızı Kur’ân’da belirtmiştir. Yaratılış gayemiz Allah’a kul olmak.
Zâriyât-56’da: “Biz, insanları ve cinleri başka bir şey için değil; (Allah'a) Bize, kul olsunlar diye yarattık.” buyruluyor.
Allahû Teâlâ’nın yarattığı insandan istediği tek bir şey vardır; o insanın mutlu olması. Allah’a kul olması için yaratılan insanın mutlu olması ise sadece ve sadece şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmasına bağlıdır. Şu mutluluğa gelin beraberce bakalım. Allahû Tealâ, insanlara Allah’a kul olmayı emrettiği cihetle acaba nereye yönlendirmek istiyor? Mutluluğa sevgili kardeşlerim. Şu, dünyada rahat yoktur iddiasının aksini ispat etmeye çağırıyor Allahû Tealâ:
39/ZUMER-17: “vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâd(ibâdi): Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!”
Ne yaparak kurtarmışlar? Allah’a yönelmişler, Allah’a ulaşmayı dilemişler. Diledikleri anda da taguta kul olmaktan kendilerini kurtarmışlar. “Onlara müjdeler vardır; kullarımı müjdele.” diyor Allahû Tealâ. Yani bütün sahâbe, bütün insanlar gibi başlangıçta taguta kul idi. Yani onlar için de dünyada rahat yoktu. Zaten her türlü yanlışlık, bütün sahâbe tarafından, sahâbe olmadan evvelki hayatlarında tahakkuk ediyordu. Yol kesip kervan soyuyorlardı. Fal oklarına bakıyorlardı. Küçücük kız çocuklarını küçücükken, 2-3 yaşında iken, belki de daha henüz bebekken diri diri mezara gömüyorlardı. Bütün kabileler arasında kan davası vardı. Herkes birbirini öldürüyordu. Kadınlara saldırmak, yanlış davranışların hepsi, sahâbede sahâbe olmadan evvel mevcuttu.
Öyleyse onlar için gerçekten dünyada rahat yoktu. Her an tetik üzerindeydiler. Her an düşmanlarından biri onları öldürmek için gelebilirdi, kan davaları sebebiyle. Onun için Allahû Tealâ: Âli İmrân-103’te: “Siz birbirinizin can düşmanıydınız. Sonra Allah sizin kalplerinizi telif etti de can dostları oldunuz. Siz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın (Allah’a ulaşmayı dileyin). Siz bir ateş çukurunun kenarındaydınız da Allahû Tealâ sizi, o ateş çukurundan kurtardı; kalplerinizi telif etti ve sizleri birbirinize dost kıldı. Birbirinize sevdirdi, birbirinizin dostu kıldı, can dostları yaptı.” diyor.
Öyleyse ondan evvel sahâbe de dünyada rahat yüzü görmeyen insanlardı. Ama ya sahâbe olduktan sonra, ya daimî zikre ulaştıkları zaman? O zaman dünyadaki en mutlu insanları oluşturdular. Mutluluksa rahata tam bir eşitlik sağlar.
Mutluluk, aynı zamanda Allah’ın temel emridir. Neden öyle söylüyoruz? Çünkü nefs devamlı insanı huzursuz edecek meseleler icat edecektir. Şeytan da ona vesvese verecektir. Bir insan nefs tezkiyesini bilmiyor ve yapmıyorsa mutlu olamaz. Bu sebeple nefs tezkiyesini de nefs tasfiyesini de Allah farz kılmış üzerimize. Şems-9: “Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.” buyruluyor.
Öyleyse mutluluk insanların zannettiği gibi zenginlikle değil, şan şöhretle değil, makamla değil, başarıyla değil; mutluluk Allah’ın zikriyledir. İnsanlar Kur’ân-ı Kerim’de özellikle Yûnus Suresinin 57 ve 58. âyetlerinde: “Ey insanlar! Size Rabbinizden öğüt ve göğsünüzdeki hastalıklara şifa geldi. Bu, mü’minler için rahmet ve hidayettir.” diyor ama Yûnus-58’de Allahû Tealâ: “Mutlu olmak isteyenler bununla mutlu olsunlar.” diyor. Neyle mutlu olsunlar? Yani nefsin manevî kalbindeki afetleri zikirle temizlesinler ve böylece iki cihan saadetinin sahibi olsunlar. Allah’ı zikretmek (Allah’a ulaşmayı diledikten ve mürşide tâbiiyetten sonra yapılan zikirden bahsediyoruz) nefsin afetlerini temizleyen ve sizi huzura ulaştıran tek ibadettir. Allahû Tealâ Ra’d-28’de “Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?” buyuruyor.
Öyleyse Allah’ın insanlardan istediği hedef, herkesin zirve noktada mutluluğu yaşaması. Bu mümkün müdür? Evet, bir dilekle ve mürşide tâbiiyetle mutlaka herkes için kapılar açık. Kim size derse ki: “Mürşide ulaşmadan, kimse cennete ulaşamaz.” Doğru değil. Kur’ân-ı Kerim’e uymuyor. Allah’a ulaşmayı dileyen herkes, dilediği andan itibaren Allah’ın cennetinin sahibidir. Kendini aldatmasın. Sözle dilemek başka şey, kalpten dilemek başka şey. Kalpten dilediği zaman o kişinin her şeyi değişir. Namaz kılmayı sevmeye başlar, oruç tutmayı sevmeye başlar, zekât vermeyi sevmeye başlar. Allah’ın bütün güzellikleri ona güzel görünmeye başlar. O kişi mutluluğu yaşamaya başlamıştır bile. Dünyada rahat onun için, bu ibadetleri yaparken başlar. Dilerse kişi, bu noktadan itibaren mutluluk için ilk adım atılacaktır. Allah’a ulaşmayı diledikten sonra rahat başlar. Neden başlar? Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes tagutla devamlı bir ilişki içerisindedir. Tagut; insan ve cin şeytanlar. Ve tagut, o insanlara münkerle ve fuhuşla emrederler. Nûr-21’de Allahû Tealâ diyor ki:
“Sakın şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Kim şeytanın adımlarına tâbî olursa onlar, münkerle ve fuhuşla emrolunurlar. Ve Allah’ın rahmeti ve fazlı üzerinize olmazsa içinizden hiç biriniz nefsinizi tezkiye edemezsiniz.” diyor. Yani mutluluğun; dünya mutluluğunun yarısına dahi ulaşamazsınız. Hep şeytanın, insan ve cin şeytanların telkinlerine açık olursunuz. Ve hep huzursuz olursunuz, hep büyük sıkıntıları yaşarsınız. Bir hadîs-i şerifte (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor: "Mü’min için Allah’a Vuslat’tan (kavuşmaktan) başka bir rahat, saadet yoktur." (Ramûzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 4505)
Öyleyse şu dünyaya gelen bütün insanlar, Allah’a ulaşmayı dilemek mecburiyetindedirler. Her şey onunla başlar. Dünyada rahat olduğunu görecektir bir hiç karşılığı; sadece bir dilek: Allah’a ulaşmayı dilemek.
DR. ABDULCABBAR BORAN.