Allahû Tealâ biz insanları üç vücut ile yaratmıştır: Fizik vücut, nefs ve ruh. Nefs, üç vücudumuzdan bir tanesidir. Nefsimizin kalbi %100 afetlerle doludur. Kin ve nefret, küfür, yalan, zulüm, haset, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, iptilalar, vefasızlık, ikiyüzlülük, fitne fesat gibi afetlerin her biri nefsimizin kalbinde yer kaplar. Ruhumuz ise; nefsin tam zıddı olan “sevgi, îmân, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik” gibi 19 tane hasletin, güzel özelliğin sahibidir.
Nefsimizin afetleri bizleri huzursuzluğa sürükler; Allah’ın emirlerine karşı gelir, yasak ettiği fiilleri ise yapmak isterler. İnsan, iç dünyasında şeytanın sığınabildiği bir düşman taşır. Bu düşman nefstir. Peki düşmanı dost etmek mümkün mü? Evet mümkündür. Bunun ilacı vardır. Allah’ın ilacı: nefs tezkiyesi.
Allahû Tealâ diyor ki:
95/TÎN-4: Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.
95/TÎN-5: Sonra onu, esfeli safiline (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik).
Nefsimiz, belirli bir zaman diliminde, nefs tezkiyesi ve tasfiyesi ile ahsen olabilecek bir özellikte yaratılmıştır. Nefs tezkiyesi için atılması gereken ilk adım, kalpten Allah’a ulaşmayı dilemektir. Allahû Tealâ hepinizi o kadar çok seviyor ki; istediği tek şey sizin mutlu olmanız. Ve diyor ki: “Sadece bir tek dileğin sahibi olun, gerisi Benim işim. Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu mutlaka Kendime ulaştırırım. Hem dünya saadetinin hem cennet saadetinin sahibi yaparım." Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: “Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”
Allah’a ulaşmayı dilediğimiz anda Allah, Rahîm esmasıyla üzerimize tecelli eder ve manevî yardımlarını bize ulaştırır.
12/YÛSUF-53: Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).
Allahû Tealâ, Rahîm esmasıyla tecelli ederek gözlerimizdeki hicabı mesture, kulaklarımızdaki vakra, kalbimizdeki idrake mani olan ekinnet isimli engelleri kaldırır ve kalbe idraki sağlayan ihbat isimli İlâhi kompüteri koyar. Evvelden kör, sağır ve Allah'a göre ölü iken; gören, işiten, idrak eden biri oluruz (En’âm-36). Daha evvel irşad kademesini alelâde bir insan olarak görürken artık onu irşad kademesi olarak görmeye, sözlerini işitmeye ve kalbimize indirip kendimize mâl etmeye başlarız (Hacc-54). Allahû Tealâ 7 furkanı verirken günahlarımızı örter (Enfâl-29). Artık sevapları günahlarından fazla olan birisiyiz, 1. kat cennete hak kazanırız.
Peki, dünya mutluluğu? Nefs tezkiyesi, zikir ile gerçekleşen bir mutluluk vasıtasıdır. Nefsinizin kalbinde biriken nurlarla öyle bir insan olursunuz ki negatif faktörler size tesir etmez. Allah’a ulaşmayı dileyen ve mürşidine tâbî olan kişinin ruhu Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a doğru yola çıkar ve buna paralel olarak nefs tezkiyesi başlar.
39/ZUMER-23: Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab’a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab’lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
Nefs tezkiyesi, nefsin kalbindeki afetlerin yerini fazl nurlarının almasıdır. Nûr Suresi 21. âyet-i kerimede Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi.” Rahmet ve fazl nurlarının kalbimize ulaşmasını sağlayan faktör zikirdir. Allahû Tealâ bunu Hadîd Suresinin 16. âyetinde açıklıyor: "Allah'ın zikri ile ve Hakk'tan inen şeyle (Allah'ın nurları ile), âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi?"
Kişi zikir yaptığında, nefsin kalbine yerleşen fazıl birikimiyle; emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye, tezkiye isimli 7 kademede nefs tezkiye olur. Nefsinizdeki afetler azaldıkça iblisin üzerinizdeki tesiri azalır, sevginiz artar. Allah ile iç içe bir dünyada her şey sizin için güzelleşir. Allahû Tealâ Şems Suresi 9. âyet-i kerimede diyor ki: "Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir."
Hepinizin Allah’a ulaşmayı dileyerek sonsuz mutluluklara ulaşmasını Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz, kalbimizden.
DR. ABDULCABBAR BORAN
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
BÜTÜN HUZURSUZLUKLARIN ARKASINDA NEFS VARDIR
Allahû Tealâ biz insanları üç vücut ile yaratmıştır: Fizik vücut, nefs ve ruh. Nefs, üç vücudumuzdan bir tanesidir. Nefsimizin kalbi %100 afetlerle doludur. Kin ve nefret, küfür, yalan, zulüm, haset, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, iptilalar, vefasızlık, ikiyüzlülük, fitne fesat gibi afetlerin her biri nefsimizin kalbinde yer kaplar. Ruhumuz ise; nefsin tam zıddı olan “sevgi, îmân, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik” gibi 19 tane hasletin, güzel özelliğin sahibidir.
Nefsimizin afetleri bizleri huzursuzluğa sürükler; Allah’ın emirlerine karşı gelir, yasak ettiği fiilleri ise yapmak isterler. İnsan, iç dünyasında şeytanın sığınabildiği bir düşman taşır. Bu düşman nefstir. Peki düşmanı dost etmek mümkün mü? Evet mümkündür. Bunun ilacı vardır. Allah’ın ilacı: nefs tezkiyesi.
Allahû Tealâ diyor ki:
95/TÎN-4: Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.
95/TÎN-5: Sonra onu, esfeli safiline (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik).
Nefsimiz, belirli bir zaman diliminde, nefs tezkiyesi ve tasfiyesi ile ahsen olabilecek bir özellikte yaratılmıştır. Nefs tezkiyesi için atılması gereken ilk adım, kalpten Allah’a ulaşmayı dilemektir. Allahû Tealâ hepinizi o kadar çok seviyor ki; istediği tek şey sizin mutlu olmanız. Ve diyor ki: “Sadece bir tek dileğin sahibi olun, gerisi Benim işim. Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu mutlaka Kendime ulaştırırım. Hem dünya saadetinin hem cennet saadetinin sahibi yaparım." Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: “Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”
Allah’a ulaşmayı dilediğimiz anda Allah, Rahîm esmasıyla üzerimize tecelli eder ve manevî yardımlarını bize ulaştırır.
12/YÛSUF-53: Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).
Allahû Tealâ, Rahîm esmasıyla tecelli ederek gözlerimizdeki hicabı mesture, kulaklarımızdaki vakra, kalbimizdeki idrake mani olan ekinnet isimli engelleri kaldırır ve kalbe idraki sağlayan ihbat isimli İlâhi kompüteri koyar. Evvelden kör, sağır ve Allah'a göre ölü iken; gören, işiten, idrak eden biri oluruz (En’âm-36). Daha evvel irşad kademesini alelâde bir insan olarak görürken artık onu irşad kademesi olarak görmeye, sözlerini işitmeye ve kalbimize indirip kendimize mâl etmeye başlarız (Hacc-54). Allahû Tealâ 7 furkanı verirken günahlarımızı örter (Enfâl-29). Artık sevapları günahlarından fazla olan birisiyiz, 1. kat cennete hak kazanırız.
Peki, dünya mutluluğu? Nefs tezkiyesi, zikir ile gerçekleşen bir mutluluk vasıtasıdır. Nefsinizin kalbinde biriken nurlarla öyle bir insan olursunuz ki negatif faktörler size tesir etmez. Allah’a ulaşmayı dileyen ve mürşidine tâbî olan kişinin ruhu Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a doğru yola çıkar ve buna paralel olarak nefs tezkiyesi başlar.
39/ZUMER-23: Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab’a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab’lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
Nefs tezkiyesi, nefsin kalbindeki afetlerin yerini fazl nurlarının almasıdır. Nûr Suresi 21. âyet-i kerimede Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi.” Rahmet ve fazl nurlarının kalbimize ulaşmasını sağlayan faktör zikirdir. Allahû Tealâ bunu Hadîd Suresinin 16. âyetinde açıklıyor: "Allah'ın zikri ile ve Hakk'tan inen şeyle (Allah'ın nurları ile), âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi?"
Kişi zikir yaptığında, nefsin kalbine yerleşen fazıl birikimiyle; emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye, tezkiye isimli 7 kademede nefs tezkiye olur. Nefsinizdeki afetler azaldıkça iblisin üzerinizdeki tesiri azalır, sevginiz artar. Allah ile iç içe bir dünyada her şey sizin için güzelleşir. Allahû Tealâ Şems Suresi 9. âyet-i kerimede diyor ki: "Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir."
Hepinizin Allah’a ulaşmayı dileyerek sonsuz mutluluklara ulaşmasını Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz, kalbimizden.
DR. ABDULCABBAR BORAN