Mutluluk en küçük birim olan ailede başlar. Bu sebeple Allahû Tealâ aile müessesini Kur’ân-ı Kerim’de geniş çaplı olarak ele almıştır. Allah emirlerini, Kur’ân’da öylesine güzel bir şekilde sıralamıştır ki; o standartlarda yaşayan aile fertlerinin mutsuz olması mümkün değildir.
Davranış biçimlerinin temelinde de başkalarından yana olmak vardır. Aile içinde, elimizden ve dilimizden hiç kimseye zarar gelmemesi, başkalarına her açıdan yardımcı olmamız esastır.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) bu konuda şöyle buyuruyor:
"El-Müslim men selime’l - müslimûne min lisânihi ve yedih: Yani “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”
Aile de bizim en yakın çevremiz olduğuna göre, en çok onların bizden emin olması gerekir. Dilimizden dökülen her söz, elimizden çıkan her davranış, çevremizdeki ve özellikle aile içindekileri incitmemeli; aksine mutluluk taşımalıdır.
Aile içinde sorunların çözümü de bu anlayıştan geçmektedir. Allah’ın insanla insan arasındaki ilişkilerde beklediği şey; elimizden, dilimizden kimseye zarar gelmemesi ve başkalarına yardımcı olmamızdır. Hatayı her zaman önce kendimizde ararsak ve başkalarının hatasız taraflarını görmeye çalışırsak o zaman dünyanın en mutlu insanlarından biri olabiliriz. Kim ne yaparsa, kendine yapar; ne ekersek, onu biçeriz. Aile içinde başkasını suçlayarak, sürekli kendimizi haklı görerek huzur bulamayız. Ama “Ben neyi eksik yaptım?” diye düşündüğümüzde ise iş değişir. O zaman karşımızdaki kişiyle empati kurarız, ona yardımcı oluruz, hatta onun gönlünü almaya çalışırız. Bu da bizi Allah’a yakınlaştırır.
Her olayda muhatabımız Allah’tır. Allahû Tealâ, başkalarına mutluluk vermek için düşündüğümüzde gayretlerimizi Kendisine yapılmış kabul eder. Çünkü bizim dışımızdaki herkes aslında Allah’ı temsil eder. Ancak bu bilinç, insanda sadece kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesiyle oluşur.
Sadece bir dilek… “Allah’ım bende Senin evliyalarından olmak istiyorum; bende ruhumu ölmeden önce Sana ulaştırmak istiyorum” diye kalpten ettiğimiz duayı Allah işitir ve sistem devreye girer. Her insanda Allah’a ait bir emanet olarak bulunan ve mutlaka geri dönmesi gereken bir ruh vardır. Allahû Tealâ ruhumuzun ölmeden evvel Sıratı Mustakîm üzerinden Kendisine ulaştırılmasını emretmiş ve üzerimize farz kılmıştır.
Allahû Tealâ, ruhun ölmeden önce Kendine ulaşmasının farz olduğunu birçok ayette açıklar:
10/YUNUS-25: Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat’ına ulaştırmayı)dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.
39/ZUMER-54: Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun…
Bu dua ile Allah’a yönelen kişi, Allah’ı öne geçirmiş olur. Dilemeyen kişi ise kendini Allah’tan öne geçirmiş olur. Doğru olan Allah ve Resûlünü öne geçirmektir ki, bu da hidayet üzere olmaktır.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
3/ ÂLİ İMRÂN 73: “(Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır)”…
Kur’ân’ın hedefi hidayettir; hidayetin hedefi de mutluluktur. Mutluluğun tek ilacı Allah’a ulaşmayı dileyip ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşması ve yücelmesidir. Kalbinde bu dileği taşıyan ve ardından mürşidine ulaşan kişi hidayet üzeredir; kısa bir süre sonra ruhunu Allah’a ulaştırarak daimi mutluluğa giden yola adım atar.
İşte gerçek mutluluk, bundan sonra başlar. Bu nokta, sulh ve sükûn halinin yaşandığı yerdir. Yani iç dünyamızda, dış dünyamızda ve Allah’la olan ilişkilerimizde kavgayı bitirmektir. Kur’ân’da İslâm; teslim olmayı, sulh ve sükûnu içerir. Kavganın bittiği yer ise teslim olmayı ifade eder.
Bununla birlikte, insanda şeytana kapılarını açan, yüzde yüz afetlerle dolu bir nefs vardır. Nefs, insana hayatı zindan eder; mutsuzluğun en büyük sebebidir. Sürekli bize huzursuzluk vererek hem kendimizi hem de çevremizdekileri mutsuz eder.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
15/HİCR-39: ( İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.”
Allahû Tealâ iblisin tüm telkinlerine karşı hidayeti emreder. Allah’ın istediği, nefsimizin ruhun halleri ile hâllenmesidir. Nefsin ruh gibi olması bizi hedefe ulaştırır; bu da nefsimizle uzlaşmak, kavgayı bitirmektir.
O halde biz içimizde bu kavgayı bitirip mutluluğu yaşarsak, ilk başta ailemizin mutluluğuna vesile oluruz. Biz başkasını mutlu ettikçe, Allah da bizi mutlu eder. Karşılık beklemeden, sevgiyle yapılan her davranış bize mutluluk olarak geri döner. Ailede herkes hidayeti yaşıyorsa o evde sulh ve sükûn hâkimdir. Herkes birbirinin mutluluğu için yaşayan bireyler olur. Bu da hem dünyada huzurun hem de ahirette Allah’ın rızasına ulaşmanın anahtarıdır.
Allahû Tealâ’nın hepinizi en güzel ailelerin fertleri arasında kılmasını, bütün ailelerde dirlik ve düzenin Allah’ın emrettiği biçimde ve boyutta yerleşmesini ve devam etmesini Yüce Rabbimizden diliyor sözlerimizi Efendimizin himmetiyle inşallah burada tamamlıyoruz.
Allah hepinizden razı olsun. Hepinizi çok ama çok seviyoruz.
DR.ABDULCABBAR BORAN
www.ibrahimlive.com
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DR. ABDULCABBAR BORAN
AİLE İÇİNDE BAŞKALARINDAN YANA OLMAK
Mutluluk en küçük birim olan ailede başlar. Bu sebeple Allahû Tealâ aile müessesini Kur’ân-ı Kerim’de geniş çaplı olarak ele almıştır. Allah emirlerini, Kur’ân’da öylesine güzel bir şekilde sıralamıştır ki; o standartlarda yaşayan aile fertlerinin mutsuz olması mümkün değildir.
Davranış biçimlerinin temelinde de başkalarından yana olmak vardır. Aile içinde, elimizden ve dilimizden hiç kimseye zarar gelmemesi, başkalarına her açıdan yardımcı olmamız esastır.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) bu konuda şöyle buyuruyor:
"El-Müslim men selime’l - müslimûne min lisânihi ve yedih: Yani “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”
Aile de bizim en yakın çevremiz olduğuna göre, en çok onların bizden emin olması gerekir. Dilimizden dökülen her söz, elimizden çıkan her davranış, çevremizdeki ve özellikle aile içindekileri incitmemeli; aksine mutluluk taşımalıdır.
Aile içinde sorunların çözümü de bu anlayıştan geçmektedir. Allah’ın insanla insan arasındaki ilişkilerde beklediği şey; elimizden, dilimizden kimseye zarar gelmemesi ve başkalarına yardımcı olmamızdır. Hatayı her zaman önce kendimizde ararsak ve başkalarının hatasız taraflarını görmeye çalışırsak o zaman dünyanın en mutlu insanlarından biri olabiliriz. Kim ne yaparsa, kendine yapar; ne ekersek, onu biçeriz. Aile içinde başkasını suçlayarak, sürekli kendimizi haklı görerek huzur bulamayız. Ama “Ben neyi eksik yaptım?” diye düşündüğümüzde ise iş değişir. O zaman karşımızdaki kişiyle empati kurarız, ona yardımcı oluruz, hatta onun gönlünü almaya çalışırız. Bu da bizi Allah’a yakınlaştırır.
Her olayda muhatabımız Allah’tır. Allahû Tealâ, başkalarına mutluluk vermek için düşündüğümüzde gayretlerimizi Kendisine yapılmış kabul eder. Çünkü bizim dışımızdaki herkes aslında Allah’ı temsil eder. Ancak bu bilinç, insanda sadece kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesiyle oluşur.
Sadece bir dilek… “Allah’ım bende Senin evliyalarından olmak istiyorum; bende ruhumu ölmeden önce Sana ulaştırmak istiyorum” diye kalpten ettiğimiz duayı Allah işitir ve sistem devreye girer. Her insanda Allah’a ait bir emanet olarak bulunan ve mutlaka geri dönmesi gereken bir ruh vardır. Allahû Tealâ ruhumuzun ölmeden evvel Sıratı Mustakîm üzerinden Kendisine ulaştırılmasını emretmiş ve üzerimize farz kılmıştır.
Allahû Tealâ, ruhun ölmeden önce Kendine ulaşmasının farz olduğunu birçok ayette açıklar:
10/YUNUS-25: Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat’ına ulaştırmayı)dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.
39/ZUMER-54: Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun…
Bu dua ile Allah’a yönelen kişi, Allah’ı öne geçirmiş olur. Dilemeyen kişi ise kendini Allah’tan öne geçirmiş olur. Doğru olan Allah ve Resûlünü öne geçirmektir ki, bu da hidayet üzere olmaktır.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
3/ ÂLİ İMRÂN 73: “(Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır)”…
Kur’ân’ın hedefi hidayettir; hidayetin hedefi de mutluluktur. Mutluluğun tek ilacı Allah’a ulaşmayı dileyip ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşması ve yücelmesidir. Kalbinde bu dileği taşıyan ve ardından mürşidine ulaşan kişi hidayet üzeredir; kısa bir süre sonra ruhunu Allah’a ulaştırarak daimi mutluluğa giden yola adım atar.
İşte gerçek mutluluk, bundan sonra başlar. Bu nokta, sulh ve sükûn halinin yaşandığı yerdir. Yani iç dünyamızda, dış dünyamızda ve Allah’la olan ilişkilerimizde kavgayı bitirmektir. Kur’ân’da İslâm; teslim olmayı, sulh ve sükûnu içerir. Kavganın bittiği yer ise teslim olmayı ifade eder.
Bununla birlikte, insanda şeytana kapılarını açan, yüzde yüz afetlerle dolu bir nefs vardır. Nefs, insana hayatı zindan eder; mutsuzluğun en büyük sebebidir. Sürekli bize huzursuzluk vererek hem kendimizi hem de çevremizdekileri mutsuz eder.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
15/HİCR-39: ( İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.”
Allahû Tealâ iblisin tüm telkinlerine karşı hidayeti emreder. Allah’ın istediği, nefsimizin ruhun halleri ile hâllenmesidir. Nefsin ruh gibi olması bizi hedefe ulaştırır; bu da nefsimizle uzlaşmak, kavgayı bitirmektir.
O halde biz içimizde bu kavgayı bitirip mutluluğu yaşarsak, ilk başta ailemizin mutluluğuna vesile oluruz. Biz başkasını mutlu ettikçe, Allah da bizi mutlu eder. Karşılık beklemeden, sevgiyle yapılan her davranış bize mutluluk olarak geri döner. Ailede herkes hidayeti yaşıyorsa o evde sulh ve sükûn hâkimdir. Herkes birbirinin mutluluğu için yaşayan bireyler olur. Bu da hem dünyada huzurun hem de ahirette Allah’ın rızasına ulaşmanın anahtarıdır.
Allahû Tealâ’nın hepinizi en güzel ailelerin fertleri arasında kılmasını, bütün ailelerde dirlik ve düzenin Allah’ın emrettiği biçimde ve boyutta yerleşmesini ve devam etmesini Yüce Rabbimizden diliyor sözlerimizi Efendimizin himmetiyle inşallah burada tamamlıyoruz.
Allah hepinizden razı olsun. Hepinizi çok ama çok seviyoruz.
DR.ABDULCABBAR BORAN
www.ibrahimlive.com